15 Şubat 2017 Çarşamba

Lojistik İşletmeleri İçin Gümrükleme Eğitimi


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2lJXnpv

Dünyanın En Güvenli Ülkeleri Belli Oldu


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2liTBlJ

UZAKDOĞU PAZARI SON YILLARDA CAZİP HALE GELDİ


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2liugbH

UZAKDOĞU PAZARI SON YILLARDA CAZİP HALE GELDİ Avrupa ve ABD ile yapılan dış ticarette yaşanan aksaklıklar son yıllarda Uzakdoğu pazarını dış ticaret açısından daha da cazip konuma getirdi. Dolayısıyla lojistik sektörü de yüzünü bu coğrafyaya ve tabii ki buradaki rotalara daha çok döndürdü. Ortadoğu, Orta Asya ülkeleri, Çin ve Avrupa arasında bir aktarma merkezi olmasından kaynaklanan özellikli konumu ile lojistik üs olma iddiasını her geçen yıl güçlendiren Türkiye, coğrafi konumunu avantaja çevirmek için altyapısını da güçlendirmeye çalışıyor. Lojistik çerçevede Uzakdoğu taşımacılığını iki bölümde incelemekte yarar var. Bunlardan ilki tabii ki denizyolu. Çünkü Uzakdoğu ile yapılan dış ticaretin çok önemli bir kısmı denizyolu ve konteyner ile taşınıyor. Burada en önemli etken kuşkusuz maliyetlerin çok daha uygun olması. Ancak 2016’nın son çeyreğinde dünyanın yedinci büyük konteyner hat operatörü Hanjin Shipping’in iflası konteyner piyasasında dalgalanmaya neden oldu. Özellikle orta ve küçük hat operatörleri için pazarın sürdürülebilirliği tehlikeli bir hal aldı. Güney Koreli firmanın iflasının, sektörde yeni önlemleri de beraberinde getirdiğini gözlemliyoruz. Denizyolu taşımacılığının dev firmaları arasında birleşmelere ve satın almalara şahitlik ediyoruz. Çinli COSCO Shippping, China Shipping Lines ile birleşti. Hemen ardından Japonya kökenli 3 konteyner hat operatörü küresel rekabette yer almak amacıyla konteyner şirketlerini, tek çatı altında birleştirme kararı aldı. Bu gelişmelerin ardından gemi arzının azalması, denizyolunun tercih edilmesinin sebebi olan düşük maliyetleri olumsuz etkilemeye başladı. Yükselen konteyner ithalat navlunları Uzakdoğu’dan yapılan taşımalarda hem ithalatçılarımızın hem de yarı mamul ithalata dayalı üretim yapan ihracatçılarımızın maliyetlerini yükseltmeye devam edecek ne yazık ki. Uzakdoğu ile sürdürülen lojistik faaliyetler için alternatif taşıma modu ise havayolu. Havayolu maliyet olarak pahalı olsa da kısa sefer süreleri anlamında diğer modların hepsinden çok daha avantajlı bir durumda. Ancak burada da farklı sorunlarla karşılaşıyoruz. İthalatların USD bazında olması ve son dönemde ülkemizde yaşanan döviz dalgalanmaları Uzakdoğu ile taşımacılığımızda olumsuz bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Önümüzdeki günlerde dövizdeki artışlar ithalat hacimlerinde daha fazla daralma yaratacaktır. Bu gelişmelere paralel olarak uçak şirketlerinin Uzakdoğu hattında kapasite kısıtlamasına gitmiş olması da navlunları yukarı çekmiş durumda. Demir İpek Yolu ve benzeri projelerle yeniden canlandırılmaya çalışılan demiryolu taşımacılığı ise kat edilecek mesafelerin uzak olması, ülkeler ve gümrükler arası geçişlerde yaşanabilecek gecikmeler, trenlerle yapılacak taşımalardaki kapasitenin denizyolu konteyner taşımacılığı kapasitelerine kıyasla daha az olması ve demiryolu navlunlarının denizyolu navlunlarına göre daha yüksek olması bu taşımacılık modunun Uzakdoğu ile ticaretimizde daha yaygın kullanımını zamana yayacaktır. Bu nedenlerle Uzakdoğu ile dış ticaretimizde belirleyici taşıma modu geleneksel olarak denizyolu ve konteyner taşımacılığı olmaya devam edecektir./ Emre ELDENER Kaynak:utikad

Avrupa ve ABD ile yapılan dış ticarette yaşanan aksaklıklar son yıllarda Uzakdoğu pazarını dış ticaret açısından daha da cazip konuma getirdi. Dolayısıyla lojistik sektörü de yüzünü bu coğrafyaya ve tabii ki buradaki rotalara daha çok döndürdü. Ortadoğu, Orta Asya ülkeleri, Çin ve Avrupa arasında bir aktarma merkezi olmasından kaynaklanan özellikli konumu ile lojistik üs olma iddiasını her geçen yıl güçlendiren Türkiye, coğrafi konumunu avantaja çevirmek için altyapısını da güçlendirmeye çalışıyor.

Lojistik çerçevede Uzakdoğu taşımacılığını iki bölümde incelemekte yarar var. Bunlardan ilki tabii ki denizyolu. Çünkü Uzakdoğu ile yapılan dış ticaretin çok önemli bir kısmı denizyolu ve konteyner ile taşınıyor. Burada en önemli etken kuşkusuz maliyetlerin çok daha uygun olması. Ancak 2016’nın son çeyreğinde dünyanın yedinci büyük konteyner hat operatörü Hanjin Shipping’in iflası konteyner piyasasında dalgalanmaya neden oldu. Özellikle orta ve küçük hat operatörleri için pazarın sürdürülebilirliği tehlikeli bir hal aldı.

Güney Koreli firmanın iflasının, sektörde yeni önlemleri de beraberinde getirdiğini gözlemliyoruz. Denizyolu taşımacılığının dev firmaları arasında birleşmelere ve satın almalara şahitlik ediyoruz. Çinli COSCO Shippping, China Shipping Lines ile birleşti. Hemen ardından Japonya kökenli 3 konteyner hat operatörü küresel rekabette yer almak amacıyla konteyner şirketlerini, tek çatı altında birleştirme kararı aldı.

Bu gelişmelerin ardından gemi arzının azalması, denizyolunun tercih edilmesinin sebebi olan düşük maliyetleri olumsuz etkilemeye başladı. Yükselen konteyner ithalat navlunları Uzakdoğu’dan yapılan taşımalarda hem ithalatçılarımızın hem de yarı mamul ithalata dayalı üretim yapan ihracatçılarımızın maliyetlerini yükseltmeye devam edecek ne yazık ki.

Uzakdoğu ile sürdürülen lojistik faaliyetler için alternatif taşıma modu ise havayolu. Havayolu maliyet olarak pahalı olsa da kısa sefer süreleri anlamında diğer modların hepsinden çok daha avantajlı bir durumda. Ancak burada da farklı sorunlarla karşılaşıyoruz.

İthalatların USD bazında olması ve son dönemde ülkemizde yaşanan döviz dalgalanmaları Uzakdoğu ile taşımacılığımızda olumsuz bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Önümüzdeki günlerde dövizdeki artışlar ithalat hacimlerinde daha fazla daralma yaratacaktır.

Bu gelişmelere paralel olarak uçak şirketlerinin Uzakdoğu hattında kapasite kısıtlamasına gitmiş olması da navlunları yukarı çekmiş durumda.

Demir İpek Yolu ve benzeri projelerle yeniden canlandırılmaya çalışılan demiryolu taşımacılığı ise kat edilecek mesafelerin uzak olması, ülkeler ve gümrükler arası geçişlerde yaşanabilecek gecikmeler, trenlerle yapılacak taşımalardaki kapasitenin denizyolu konteyner taşımacılığı kapasitelerine kıyasla daha az olması ve demiryolu navlunlarının denizyolu navlunlarına göre daha yüksek olması bu taşımacılık modunun Uzakdoğu ile ticaretimizde daha yaygın kullanımını zamana yayacaktır.

Bu nedenlerle Uzakdoğu ile dış ticaretimizde belirleyici taşıma modu geleneksel olarak denizyolu ve konteyner taşımacılığı olmaya devam edecektir./ Emre ELDENER

Kaynak:utikad



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2liugbH
via IFTTT

THY , NE KADAR ZARAR ETTİ Aslında gerçek kar zarar henüz açıklanmadı Dün THY ‘nin KAP’a yaptığı geçici beyanda 6.5 milyar tl zarar açıkladı, yalnız bilinmelidir ki gerçek kar zarar 3-10 Mart 2017 tarihinde açıklanacak ve bu geçici beyandakinden çok daha düşüktür. 2015 yılında 4.5 milyar tl geçici beyanda 4.5 milyar tl zarar eden THY , gerçek anlamda 1 milyar tl zarar yazmıştı. İlker Aycı‘nın bir kaç hafta önce bir toplantıda verdiği mesajlardan, THY nin zararının 500 milyon tl nin altında geleceğini tahmin ediyoruz.

Aslında gerçek kar zarar henüz açıklanmadı

Dün THY ‘nin KAP’a yaptığı geçici beyanda 6.5 milyar tl zarar açıkladı, yalnız bilinmelidir ki gerçek kar zarar 3-10 Mart 2017 tarihinde açıklanacak ve bu geçici beyandakinden çok daha düşüktür.

2015 yılında 4.5 milyar tl geçici beyanda 4.5 milyar tl zarar eden THY , gerçek anlamda 1 milyar tl zarar yazmıştı.

İlker Aycı‘nın bir kaç hafta önce bir toplantıda verdiği mesajlardan, THY nin zararının 500 milyon tl nin altında geleceğini tahmin ediyoruz.



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2kRH8Vu
via IFTTT

THY , NE KADAR ZARAR ETTİ


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2kRH8Vu

Havaalanlarındaki uzun sıralar yüz tanıma teknolojiyle tarih olacak Yurt dışına yapılan seyahatlarda havayolunu tercih etmek yolculuk süresini ciddi bir şekilde kısaltıyor. Ancak havaalanlarındaki güvenlik tedbirlerinden dolayı bir türlü sonu gelmeyen sıralarda beklemek herkesin canını sıkıyor. Paris Charles de Gaulle Havaalanı‘nda kullanılmaya başlanacak yüz tanıma teknolojisiyle birlikte bu sürenin kısaltılması amaçlanıyor. Yaşanan terör saldırılarının ardından Avrupa‘daki havalimanlarındaki güvenlik önlemlerinde ciddi bir artış yaşandı. İnsanların güvenliğini sağlamak adına izlenen protokoller bir yandan seyahat edenlerin uzun bir süre sırada beklemesiyle sonuçlanıyor. Charles de Gaulle Havalimanı’nı işleten Groupe ADP de yeni bir yazılımın deneme sürecini başlatıyor. Vision-Box şirketi tarafından geliştirilen teknoloji seyahat eden kişinin yüzüyle, pasaportundaki fotoğrafı üst üste bindirerek karşılaştırıyor. Bu yüz tarama teknolojisi hem güvenli hem de hızlı sonuç vermesiyle dikkat çekiyor. Şimdilik bu teknoloji sadece Avrupa Birliği üyesi ülkelerden gelen ziyaretçiler için kullanılıyor. Diğer ülkelerden gelen turistler için geleneksel yöntemler tercih edilmeye devam ediyor. Tabii yüz tanıma teknolojisinin şimdilerde nasıl kullanıldığından çok, gelecekte dönüşeceği hal merak uyandırıyor. Bu yöntem havalimanındaki bekleme süresini kısaltsa da, potansiyel suçluların yüz karakteristiğinin belirlenmesiyle istenmeyen sonuçlara yol açabilecek potansiyele sahip. Kısacası biyometrik güvenlik önlemlerinin gelecekte nasıl bir hale dönüşebileceğini düşünmek oldukça ürkütücü olabiliyor. Yine de alınan güvenlik önemlerinin arkasındaki amacı unutmamak gerekiyor. Kaynak:log.com.tr  

Yurt dışına yapılan seyahatlarda havayolunu tercih etmek yolculuk süresini ciddi bir şekilde kısaltıyor. Ancak havaalanlarındaki güvenlik tedbirlerinden dolayı bir türlü sonu gelmeyen sıralarda beklemek herkesin canını sıkıyor. Paris Charles de Gaulle Havaalanı‘nda kullanılmaya başlanacak yüz tanıma teknolojisiyle birlikte bu sürenin kısaltılması amaçlanıyor.

Yaşanan terör saldırılarının ardından Avrupa‘daki havalimanlarındaki güvenlik önlemlerinde ciddi bir artış yaşandı. İnsanların güvenliğini sağlamak adına izlenen protokoller bir yandan seyahat edenlerin uzun bir süre sırada beklemesiyle sonuçlanıyor. Charles de Gaulle Havalimanı’nı işleten Groupe ADP de yeni bir yazılımın deneme sürecini başlatıyor. Vision-Box şirketi tarafından geliştirilen teknoloji seyahat eden kişinin yüzüyle, pasaportundaki fotoğrafı üst üste bindirerek karşılaştırıyor. Bu yüz tarama teknolojisi hem güvenli hem de hızlı sonuç vermesiyle dikkat çekiyor. Şimdilik bu teknoloji sadece Avrupa Birliği üyesi ülkelerden gelen ziyaretçiler için kullanılıyor. Diğer ülkelerden gelen turistler için geleneksel yöntemler tercih edilmeye devam ediyor.

Tabii yüz tanıma teknolojisinin şimdilerde nasıl kullanıldığından çok, gelecekte dönüşeceği hal merak uyandırıyor. Bu yöntem havalimanındaki bekleme süresini kısaltsa da, potansiyel suçluların yüz karakteristiğinin belirlenmesiyle istenmeyen sonuçlara yol açabilecek potansiyele sahip. Kısacası biyometrik güvenlik önlemlerinin gelecekte nasıl bir hale dönüşebileceğini düşünmek oldukça ürkütücü olabiliyor. Yine de alınan güvenlik önemlerinin arkasındaki amacı unutmamak gerekiyor.

Kaynak:log.com.tr
 


from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2lPdHB1
via IFTTT