20 Haziran 2018 Çarşamba

Kandilli, öncü sarsıntıların deprem tahmininde kullanılabilirliğini araştırdı


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri https://ift.tt/2I6OA7C

Kandilli, öncü sarsıntıların deprem tahmininde kullanılabilirliğini araştırdı Boğaziçi ve Stanford Üniversitesi’nden bilim insanları İzmit Depremi’nin bulguları ışığında öncü sarsıntıların deprem tahmininde kullanılabilirliğini konu alan araştırmada yeni bulgulara ulaştı. Boğaziçi Üniversitesi ve Stanford Üniversitesi’nden akademisyenler, 17 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği 17 Ağustos 1999 İzmit depremine dair verileri gözden geçirerek yeni bir araştırmaya imza attılar. Nature Geoscience dergisinin Haziran 2018 sayısında yer alan yeni araştırmada, deprem öncesinde yaşanan öncü sarsıntılar vasıtasıyla daha büyük bir depremin olma ihtimalinin öngörülüp öngörülemeyeceği masaya yatırıldı. Science dergisinde daha önce 2011 yılında yayınlanan bir araştırmada, 1999 İzmit Depremi’nin bir dizi küçük öncü sarsıntılar sonrasında geldiği ve bu öncü sarsıntıların büyük bir depremin meydana geleceğine dair potansiyel uyarı işaretleri olduğu sonucuna varılmıştı. Ancak Boğaziçi ve Stanford Üniversiteleri’nden bilim insanlarının yürüttüğü ortak araştırma, öncü sarsıntıların deprem tahmininde etkisi olup olmadığı konusunda sarsıcı sonuçlar sundu. Araştırmayı yapan akademisyenlerden Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırmaları Enstitüsü Jeodezi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Fatih Bulutaraştırmayla ilgili olarak “1999 İzmit depremi ve sismik veriyi, o gün kullanılmayan yeni tekniklerle değerlendirdik. Araştırmamız sonucunda öncü sarsıntıların, diğer herhangi küçük depremler gibi olduğunu gördük. Bu öncü sarsıntıların meydana geliş şeklinde, büyük bir depremin olacağını gösteren herhangi bir ayırt edici belirti yoktu” dedi. Araştırmaya Stanford Üniversitesi Deprem, Enerji ve Çevre Bilimleri Fakültesi’nden katılan jeofizik profesörü William Ellsworth de “Deprem meydana gelmeden önce halkı uyarmak için bilimsel yönden geçerli bir yol bulmak istiyoruz. Ancak araştırmamız deprem tahmini açısından iyimser bir sonuca ulaşmıyor. Buna rağmen öncü sarsıntılar sayesinde deprem başlangıç fiziğini çok daha detaylı anlayabilir hale geldik’’ bilgisini verdi. Tüm büyük depremlerin en az yarısında depremin küçük öncü sarsıntılar sonrasında meydana geldiğini ekleyen Ellsworth “Bu öncü sarsıntılar vasıtasıyla depremin tahmin edilebilirliği, söz konusu öncü sarsıntıların sıradan depremlerden ayrıştırabilmesine bağlıdır” diye konuştu. Bulut: “99 depremi öncü sarsıntılarla öngörülemezdi” Nature Geoscience dergisinin Haziran sayısında yayınlanan araştırma, depremin oluş şekli hakkında yepyeni bir pencere açıyor. Araştırmada depremlerin nasıl meydana geldiği sorusuna odaklandıklarını belirten Fatih Bulut, “Bu araştırmada temel hedefler, deprem başlangıç fiziğini anlama ve çok uzun süredir tartışılan depremlerin öncü sarsıntılarla tahmin edilebilirliğini irdelemekti. Öncü sarsıntılar, depremlerin nasıl meydana geldiği konusunda açıklama sağlayan en önemli veri kaynaklarından biridir. 2011 yılında da Fransız ve Türk yerbilimciler, Science dergisi için 17 Ağustos’ta meydana gelen 7.6 büyüklüğündeki depremin öncü sarsıntılarının analiz edildiği bir araştırma gerçekleştirmişti. Araştırmaya göre, deprem dış merkezinin birkaç kilometre uzağındaki bir sismik istasyonda 7.6 büyüklüğündeki depremden 44 dakika önce kaydedilen, büyüklükleri 0.9 ile 2.8 büyüklüğü arasında değişen toplam 18 öncü deprem meydana gelmişti. Son öncü deprem ise, büyük kırılmadan hemen önce gerçekleşmişti. Science araştırması analizine göre, öncü depremler yeryüzünün yaklaşık 15 kilometre altında, 7.6 büyüklüğündeki büyük depremin başladığı yere çok yakın bir noktada meydana gelmişti. Ayrıca dalga şekli ve derinliğindeki benzerlikler, 18 öncü depremin fayda aynı noktada meydana geldiği şeklinde yorumlanmıştı. Dolayısıyla araştırma, İzmit Depremi’nde bir “yavaş kayma” meydana geldiği sonucuna varmıştı. Bir başka deyişle, kaymanın hızla ivme kazanması 7.6 büyüklüğündeki depremi tetiklemişti. Araştırma benzer yavaş kayma olaylarının izlenmesiyle Türkiye’de ve dünyadaki diğer aktif fay hatlarında, büyük depremlerin meydana gelmeden önce zamanında uyarı sağlayabileceğini öngörüyordu.Biz araştırmamızda, bu fikri test etmeye karar verdik. Ulaştığımız sonuçlarda böyle olmadığını, 1999 Depremi’nin öncü sarsıntılarla tahmin edilemeyeceğini net bir şekilde gördük” dedi. 1999 depremi domino etkisiyle meydana geldi Fatih Bulut ve William Ellsworth araştırmalarında bir sismik istasyondan gelen veriye güvenmek yerine 1999 depremini kaydeden, deprem dış merkezinin 100 kilometre çapındaki 10 istasyondan elde ettikleri veriyi kullandı. Bu 10 istasyondan aldıkları veriyle depremlerin kesin yerini tespit edebildiklerini belirten Fatih Bulut, “Ana depremden 44 dakika öncesinden itibaren fay hattı boyunca batıdan doğuya doğru hareket eden toplam 26 öncü deprem tespit ettik. Tüm öncü depremlerin fay hattından birbirine yakın ancak farklı noktalarda meydana geldiğini ve hiçbirinin tekrar etmediğini gördük. Elde ettiğimiz sonuç, çok parçalı kırılma modeli olarak adlandırdığımız şekilde, bir depremin yan yana komşu başka bir noktadaki diğer bir depremi tetikleyerek meydana geldiğini gösteriyor. Bir anlamda 1999 Depremi, fay üzerindeki depremlerin domino etkisi ile meydana geldi. İzmit’teki öncü depremlerin, Türkiye’de her sene meydana gelen binlerce küçük depremden ayırt edilebilir bir niteliği yok. Birbiri ardına meydana gelen depremlerden sonuncusu, 7.6 büyüklüğündeki depremi harekete geçirdi” dedi. Fatih Bulut ve William Ellsworth yavaş kayma olayının İzmit Depremi’ni tetiklemede hiçbir etkisi olmadığı ve öncü depremlerin nitelenemez olduğu sonucuna vardı. Depremde tüm öncü depremlerin fay hattı boyunca farklı yerlerde meydana geldiğini vurgulayan William Ellsworth, “Bunların hiçbiri büyük bir depremin yaklaştığını gösterir şekilde tekrar etmiyordu. Science araştırması yazarları bu konuda fazlasıyla iyimserlerdi ancak meydana geldiğini iddia ettikleri şey olmadı. Öncü ya da değil, küçük bir depremin sonrasında lokal göz ardı edilebilir küçük bir deprem ya da 1999 İzmit Depremi’nde olduğu gibi geniş bir alanı etkileyen büyük bir deprem olup olmayacağını söyleyemeyiz. Hatta neden bazı büyük depremlerde öncü depremlerin olduğunu ancak bazılarında olmadığını bile bilmiyoruz. Bu konularda araştırmalarımıza devam ediyoruz. İlerlemenin yolu gelişmiş aletsel donanımla deprem kaynağına çok yakın gözlemler yapmaktan geçiyor” diye konuştu.

Boğaziçi ve Stanford Üniversitesi’nden bilim insanları İzmit Depremi’nin bulguları ışığında öncü sarsıntıların deprem tahmininde kullanılabilirliğini konu alan araştırmada yeni bulgulara ulaştı.

Boğaziçi Üniversitesi ve Stanford Üniversitesi’nden akademisyenler, 17 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği 17 Ağustos 1999 İzmit depremine dair verileri gözden geçirerek yeni bir araştırmaya imza attılar.

Nature Geoscience dergisinin Haziran 2018 sayısında yer alan yeni araştırmada, deprem öncesinde yaşanan öncü sarsıntılar vasıtasıyla daha büyük bir depremin olma ihtimalinin öngörülüp öngörülemeyeceği masaya yatırıldı.

Science dergisinde daha önce 2011 yılında yayınlanan bir araştırmada, 1999 İzmit Depremi’nin bir dizi küçük öncü sarsıntılar sonrasında geldiği ve bu öncü sarsıntıların büyük bir depremin meydana geleceğine dair potansiyel uyarı işaretleri olduğu sonucuna varılmıştı. Ancak Boğaziçi ve Stanford Üniversiteleri’nden bilim insanlarının yürüttüğü ortak araştırma, öncü sarsıntıların deprem tahmininde etkisi olup olmadığı konusunda sarsıcı sonuçlar sundu.

Araştırmayı yapan akademisyenlerden Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırmaları Enstitüsü Jeodezi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Fatih Bulutaraştırmayla ilgili olarak “1999 İzmit depremi ve sismik veriyi, o gün kullanılmayan yeni tekniklerle değerlendirdik. Araştırmamız sonucunda öncü sarsıntıların, diğer herhangi küçük depremler gibi olduğunu gördük. Bu öncü sarsıntıların meydana geliş şeklinde, büyük bir depremin olacağını gösteren herhangi bir ayırt edici belirti yoktu” dedi.

Araştırmaya Stanford Üniversitesi Deprem, Enerji ve Çevre Bilimleri Fakültesi’nden katılan jeofizik profesörü William Ellsworth de “Deprem meydana gelmeden önce halkı uyarmak için bilimsel yönden geçerli bir yol bulmak istiyoruz. Ancak araştırmamız deprem tahmini açısından iyimser bir sonuca ulaşmıyor. Buna rağmen öncü sarsıntılar sayesinde deprem başlangıç fiziğini çok daha detaylı anlayabilir hale geldik’’ bilgisini verdi. Tüm büyük depremlerin en az yarısında depremin küçük öncü sarsıntılar sonrasında meydana geldiğini ekleyen Ellsworth “Bu öncü sarsıntılar vasıtasıyla depremin tahmin edilebilirliği, söz konusu öncü sarsıntıların sıradan depremlerden ayrıştırabilmesine bağlıdır” diye konuştu.

Bulut: “99 depremi öncü sarsıntılarla öngörülemezdi”

Nature Geoscience dergisinin Haziran sayısında yayınlanan araştırma, depremin oluş şekli hakkında yepyeni bir pencere açıyor. Araştırmada depremlerin nasıl meydana geldiği sorusuna odaklandıklarını belirten Fatih Bulut, “Bu araştırmada temel hedefler, deprem başlangıç fiziğini anlama ve çok uzun süredir tartışılan depremlerin öncü sarsıntılarla tahmin edilebilirliğini irdelemekti. Öncü sarsıntılar, depremlerin nasıl meydana geldiği konusunda açıklama sağlayan en önemli veri kaynaklarından biridir. 2011 yılında da Fransız ve Türk yerbilimciler, Science dergisi için 17 Ağustos’ta meydana gelen 7.6 büyüklüğündeki depremin öncü sarsıntılarının analiz edildiği bir araştırma gerçekleştirmişti. Araştırmaya göre, deprem dış merkezinin birkaç kilometre uzağındaki bir sismik istasyonda 7.6 büyüklüğündeki depremden 44 dakika önce kaydedilen, büyüklükleri 0.9 ile 2.8 büyüklüğü arasında değişen toplam 18 öncü deprem meydana gelmişti. Son öncü deprem ise, büyük kırılmadan hemen önce gerçekleşmişti. Science araştırması analizine göre, öncü depremler yeryüzünün yaklaşık 15 kilometre altında, 7.6 büyüklüğündeki büyük depremin başladığı yere çok yakın bir noktada meydana gelmişti. Ayrıca dalga şekli ve derinliğindeki benzerlikler, 18 öncü depremin fayda aynı noktada meydana geldiği şeklinde yorumlanmıştı. Dolayısıyla araştırma, İzmit Depremi’nde bir “yavaş kayma” meydana geldiği sonucuna varmıştı. Bir başka deyişle, kaymanın hızla ivme kazanması 7.6 büyüklüğündeki depremi tetiklemişti. Araştırma benzer yavaş kayma olaylarının izlenmesiyle Türkiye’de ve dünyadaki diğer aktif fay hatlarında, büyük depremlerin meydana gelmeden önce zamanında uyarı sağlayabileceğini öngörüyordu.Biz araştırmamızda, bu fikri test etmeye karar verdik. Ulaştığımız sonuçlarda böyle olmadığını, 1999 Depremi’nin öncü sarsıntılarla tahmin edilemeyeceğini net bir şekilde gördük” dedi.

1999 depremi domino etkisiyle meydana geldi

Fatih Bulut ve William Ellsworth araştırmalarında bir sismik istasyondan gelen veriye güvenmek yerine 1999 depremini kaydeden, deprem dış merkezinin 100 kilometre çapındaki 10 istasyondan elde ettikleri veriyi kullandı. Bu 10 istasyondan aldıkları veriyle depremlerin kesin yerini tespit edebildiklerini belirten Fatih Bulut, “Ana depremden 44 dakika öncesinden itibaren fay hattı boyunca batıdan doğuya doğru hareket eden toplam 26 öncü deprem tespit ettik. Tüm öncü depremlerin fay hattından birbirine yakın ancak farklı noktalarda meydana geldiğini ve hiçbirinin tekrar etmediğini gördük. Elde ettiğimiz sonuç, çok parçalı kırılma modeli olarak adlandırdığımız şekilde, bir depremin yan yana komşu başka bir noktadaki diğer bir depremi tetikleyerek meydana geldiğini gösteriyor. Bir anlamda 1999 Depremi, fay üzerindeki depremlerin domino etkisi ile meydana geldi. İzmit’teki öncü depremlerin, Türkiye’de her sene meydana gelen binlerce küçük depremden ayırt edilebilir bir niteliği yok. Birbiri ardına meydana gelen depremlerden sonuncusu, 7.6 büyüklüğündeki depremi harekete geçirdi” dedi.

Fatih Bulut ve William Ellsworth yavaş kayma olayının İzmit Depremi’ni tetiklemede hiçbir etkisi olmadığı ve öncü depremlerin nitelenemez olduğu sonucuna vardı. Depremde tüm öncü depremlerin fay hattı boyunca farklı yerlerde meydana geldiğini vurgulayan William Ellsworth, “Bunların hiçbiri büyük bir depremin yaklaştığını gösterir şekilde tekrar etmiyordu. Science araştırması yazarları bu konuda fazlasıyla iyimserlerdi ancak meydana geldiğini iddia ettikleri şey olmadı. Öncü ya da değil, küçük bir depremin sonrasında lokal göz ardı edilebilir küçük bir deprem ya da 1999 İzmit Depremi’nde olduğu gibi geniş bir alanı etkileyen büyük bir deprem olup olmayacağını söyleyemeyiz. Hatta neden bazı büyük depremlerde öncü depremlerin olduğunu ancak bazılarında olmadığını bile bilmiyoruz. Bu konularda araştırmalarımıza devam ediyoruz. İlerlemenin yolu gelişmiş aletsel donanımla deprem kaynağına çok yakın gözlemler yapmaktan geçiyor” diye konuştu.



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri https://ift.tt/2I6OA7C
via IFTTT

Çevre Sorunlarının Yüzde 50’si Son 35 Yılda Meydana Geldi


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri https://ift.tt/2MHYMag

Çevre Sorunlarının Yüzde 50’si Son 35 Yılda Meydana Geldi Teknolojik gelişmeler, insanoğlunun çevre ile ilişkisine yeni bir boyut kazandırdı. Günümüzün en büyük sorunlarından biri olan çevre kirliliği ile ilgili yapılan araştırmalara göre dünyadaki mevcut çevre kirliliğinin yüzde 50’si son 35 yılda meydana geldi. 5 Haziran ‘Dünya Çevre Günü’ olduğunu belirten IFAT Eurasia Proje Müdürü Namık Sarıgöl, “Çevre sorunları dünya genelinde öncelik kazanmış durumda. Artık çok sayıda şirket atık yönetimi çözümleri arayışında ve çevre teknolojileri kullanımına çok daha fazla ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden çevre teknolojileri hızla büyüyen bir sektör. 28-30 Mart 2019 tarihleri arasında düzenlenecek ‘IFAT Eurasia Çevre Teknolojileri Fuarı’ bu kapsamda yeni açılımlar sağlayacak” dedi Birçok nedene bağlı gelişen kirliliğe karşı en önemli çözüm çevre teknolojilerinden geçiyor ve çevre teknolojileri büyüme ivmesi en yüksek sektörler arasında gösteriliyor. Sektörün önemine değinen IFAT Eurasia Proje Müdürü Namık Sarıgöl, “Geçmişte sadece devlet politikalarının sürüklediği sektör, özellikle gelişmiş ülkelerde gün geçtikçe gerek vatandaş gerekse kullanıcı olarak bireylerin tercihleri ve yönlendirmeleri ile güç kazanmakta. Kullanılan hammadeden başlayarak üretim yöntemleri ile devam eden ve atık yönetimi aşamalarını da kapsayan tüm süreç içinde sistemi en az zorlayan ürün ve firmaların kamuoyunda tercih edilme oranı artış göstermekte. Çevre teknolojileri sektörü tüm alt branşları ile geleceğin en önemli sektörleri arasında“ifadelerinde bulundu. Avrasya’nın En Büyük Çevre Teknolojileri Fuarı İstanbul’da MMI Eurasia’nın 2 yılda bir Türkiye’de düzenlediği IFAT Eurasia fuarının, çevre teknolojileri sektörüne öncülük ettiğini söyleyen Sarıgöl, 28-30 Mart 2019 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde(IFM) düzenlenecek fuarın, artan sanayileşme ve şehirleşme sonucunda ortaya çıkan sorunları çözüme kavuşturmayı amaçladığını belirtti. Yerli ve yabancı tüm sektör paydaşlarının buluştuğu organizasyonda 2017 yılında 18 ülkeden 412 katılımcı yer aldı. Fuar, 1021’i uluslararası olmak üzere toplam 63 ülkeden 11 bin 326 ziyaretçi ağırladı.

Teknolojik gelişmeler, insanoğlunun çevre ile ilişkisine yeni bir boyut kazandırdı. Günümüzün en büyük sorunlarından biri olan çevre kirliliği ile ilgili yapılan araştırmalara göre dünyadaki mevcut çevre kirliliğinin yüzde 50’si son 35 yılda meydana geldi. 5 Haziran ‘Dünya Çevre Günü’ olduğunu belirten IFAT Eurasia Proje Müdürü Namık Sarıgöl, “Çevre sorunları dünya genelinde öncelik kazanmış durumda. Artık çok sayıda şirket atık yönetimi çözümleri arayışında ve çevre teknolojileri kullanımına çok daha fazla ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden çevre teknolojileri hızla büyüyen bir sektör. 28-30 Mart 2019 tarihleri arasında düzenlenecek ‘IFAT Eurasia Çevre Teknolojileri Fuarı’ bu kapsamda yeni açılımlar sağlayacak” dedi

Birçok nedene bağlı gelişen kirliliğe karşı en önemli çözüm çevre teknolojilerinden geçiyor ve çevre teknolojileri büyüme ivmesi en yüksek sektörler arasında gösteriliyor. Sektörün önemine değinen IFAT Eurasia Proje Müdürü Namık Sarıgöl, “Geçmişte sadece devlet politikalarının sürüklediği sektör, özellikle gelişmiş ülkelerde gün geçtikçe gerek vatandaş gerekse kullanıcı olarak bireylerin tercihleri ve yönlendirmeleri ile güç kazanmakta. Kullanılan hammadeden başlayarak üretim yöntemleri ile devam eden ve atık yönetimi aşamalarını da kapsayan tüm süreç içinde sistemi en az zorlayan ürün ve firmaların kamuoyunda tercih edilme oranı artış göstermekte. Çevre teknolojileri sektörü tüm alt branşları ile geleceğin en önemli sektörleri arasında“ifadelerinde bulundu.

Avrasya’nın En Büyük Çevre Teknolojileri Fuarı İstanbul’da

MMI Eurasia’nın 2 yılda bir Türkiye’de düzenlediği IFAT Eurasia fuarının, çevre teknolojileri sektörüne öncülük ettiğini söyleyen Sarıgöl, 28-30 Mart 2019 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde(IFM) düzenlenecek fuarın, artan sanayileşme ve şehirleşme sonucunda ortaya çıkan sorunları çözüme kavuşturmayı amaçladığını belirtti. Yerli ve yabancı tüm sektör paydaşlarının buluştuğu organizasyonda 2017 yılında 18 ülkeden 412 katılımcı yer aldı. Fuar, 1021’i uluslararası olmak üzere toplam 63 ülkeden 11 bin 326 ziyaretçi ağırladı.



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri https://ift.tt/2MHYMag
via IFTTT

Fransız Zarafeti Gökyüzüne Taşındı


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri https://ift.tt/2MHychE

Fransız Zarafeti Gökyüzüne Taşındı La Premiére Süitlerde Lüks ve Konforlu Yolculuğun Keyfini Çıkarın   Air France KLM Grubun baştan sona ayrıcalıklı süiti La Premiére, gökyüzünde lüks ve konforu yeniden tanımlıyor. La Premiére süitler, Michelin yıldızlı şeflerin elinden çıkma rafine mutfağı, dünyanın en iyi someliyeleri tarafından hazırlanan şarap listesi ve uçuş boyunca sunduğu zarif atmosferiyle yolcularını eşsiz bir uçuş deneyiminde ağırlıyor.   Air France KLM, uzun ve orta mesafe ağında Paris-Charles de Gaulle havalimanı kalkışlarında, yolcularına La Premiére konseptiyle gökyüzünde konforlu ve huzurlu yolculuk hizmeti sunuyor. Baştan sona ayrıcalıklarıyla La Premiére süitler, havaalanında başlayan kişiye özel karşılama, özenli servis ve fark yaratan ilgisiyle lüks ve konforun tanımını yeniden yapıyor. Havaalanında huzurlu ve dinlendirici bir alan ile başlangıç yapan La Premiére, lezzetli atıştırmalıklarla dolu mutfağı, sık seyahat edenlerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere hazırlanmış özel spa uygulamaları ve çalışmak isteyen misafirlerinin ihtiyacına uygun alanıyla havalimanında bir lounge’dan fazlasını sunuyor. Sofistike ve elegan uçuş ayrıcalığı Air France KLM’nin kişisel alan sunduğu dünyanın en iyi first class hizmetlerinden La Premiére süitler, bireysel vestiyer, başucu lambası, özel kabin alanı ile kişisellik ve lükste sınır tanımayan bir uçuş hizmeti sunuyor. La Premiére misafirleri 5 yıldızlı otel konforundaki yatağında tam bir gece uykusunun tadını çıkarırken, filmler, oyunlar, tv şovları, belgeseller, müzik gibi onlarca içerikten birini seçerek kabinini gerçek bir sinema salonu düzenine dönüştürebiliyor.   Michelin Yıldızlı Şeflerin Sunumuyla Fransız Lezzetleri La Première süitlerin gurme menüsü ile her uçuş ayrı bir lezzet şölenine dönüşüyor. Paris’ten kalkan uçuşlarda ünlü Fransız Şef Aquitaine Sturia’nın meşhur havyarını tadabilir ve Anne-Sophie Pic, Régis Marcon, Guy Martin ve Joël Robuchon gibi ünlü Fransız şeflerinin ellerinden çıkma lezzetli menülerin tadını çıkarabilirsiniz. Michelin yıldızlı şeflerin imzasıyla her 3 ayda bir değişen menüler ile La Premiére kabinlerde her zaman keşfedilecek yeni bir şey bulabilirsiniz.   www.airfrance.com   Air France KLM Hakkında: Ana iş alanları yolcu, kargo taşımacılığı ve havacılık bakımı olan Air France-KLM Grup Avrupa’nın lider havayolu grubudur. 2018 yılında Air France, KLM Royal Dutch Havayolları, Joon, Transavia ve HOP olmak üzere 5 markasıyla müşterilerine 116 ülkede 314 noktaya ulaşıyor. Air France 537 uçak filosu ve 2017’de taşıdığı 98,7 milyon yolcu sayısıyla Air France-KLM, Paris-Charles de Gaulle ve Amsterdam-Schiphol’deki merkezlerinden toplamda 2.300’e yakın uçuş gerçekleştiriyor. Air France müşteri sadakat programı Flying Blue’da 15 milyon üyesiyle Avrupa liderlerinden biridir.   Air France-KLM ortakları Delta Air Lines ve Alitalia, 270’den fazla günlük uçuşla en büyük Trans-Atlantik ortak girişimini işletmektedir. Air France-KLM, aynı zamanda, 20 üye havayoluna sahip olan SkyTeam ittifakının bir üyesi ve 177 ülkede 1.06’dan fazla noktaya 16,600’den fazla günlük uçuş gerçekleştirmektedir.  

La Premiére Süitlerde Lüks ve Konforlu Yolculuğun Keyfini Çıkarın

 

Air France KLM Grubun baştan sona ayrıcalıklı süiti La Premiére, gökyüzünde lüks ve konforu yeniden tanımlıyor. La Premiére süitler, Michelin yıldızlı şeflerin elinden çıkma rafine mutfağı, dünyanın en iyi someliyeleri tarafından hazırlanan şarap listesi ve uçuş boyunca sunduğu zarif atmosferiyle yolcularını eşsiz bir uçuş deneyiminde ağırlıyor.

 

Air France KLM, uzun ve orta mesafe ağında Paris-Charles de Gaulle havalimanı kalkışlarında, yolcularına La Premiére konseptiyle gökyüzünde konforlu ve huzurlu yolculuk hizmeti sunuyor. Baştan sona ayrıcalıklarıyla La Premiére süitler, havaalanında başlayan kişiye özel karşılama, özenli servis ve fark yaratan ilgisiyle lüks ve konforun tanımını yeniden yapıyor. Havaalanında huzurlu ve dinlendirici bir alan ile başlangıç yapan La Premiére, lezzetli atıştırmalıklarla dolu mutfağı, sık seyahat edenlerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere hazırlanmış özel spa uygulamaları ve çalışmak isteyen misafirlerinin ihtiyacına uygun alanıyla havalimanında bir lounge’dan fazlasını sunuyor.

Sofistike ve elegan uçuş ayrıcalığı

Air France KLM’nin kişisel alan sunduğu dünyanın en iyi first class hizmetlerinden La Premiére süitler, bireysel vestiyer, başucu lambası, özel kabin alanı ile kişisellik ve lükste sınır tanımayan bir uçuş hizmeti sunuyor. La Premiére misafirleri 5 yıldızlı otel konforundaki yatağında tam bir gece uykusunun tadını çıkarırken, filmler, oyunlar, tv şovları, belgeseller, müzik gibi onlarca içerikten birini seçerek kabinini gerçek bir sinema salonu düzenine dönüştürebiliyor.

 

Michelin Yıldızlı Şeflerin Sunumuyla Fransız Lezzetleri

La Première süitlerin gurme menüsü ile her uçuş ayrı bir lezzet şölenine dönüşüyor. Paris’ten kalkan uçuşlarda ünlü Fransız Şef Aquitaine Sturia’nın meşhur havyarını tadabilir ve Anne-Sophie Pic, Régis Marcon, Guy Martin ve Joël Robuchon gibi ünlü Fransız şeflerinin ellerinden çıkma lezzetli menülerin tadını çıkarabilirsiniz. Michelin yıldızlı şeflerin imzasıyla her 3 ayda bir değişen menüler ile La Premiére kabinlerde her zaman keşfedilecek yeni bir şey bulabilirsiniz.

 

www.airfrance.com

 

Air France KLM Hakkında:

Ana iş alanları yolcu, kargo taşımacılığı ve havacılık bakımı olan Air France-KLM Grup Avrupa’nın lider havayolu grubudur. 2018 yılında Air France, KLM Royal Dutch Havayolları, Joon, Transavia ve HOP olmak üzere 5 markasıyla müşterilerine 116 ülkede 314 noktaya ulaşıyor. Air France 537 uçak filosu ve 2017’de taşıdığı 98,7 milyon yolcu sayısıyla Air France-KLM, Paris-Charles de Gaulle ve Amsterdam-Schiphol’deki merkezlerinden toplamda 2.300’e yakın uçuş gerçekleştiriyor. Air France müşteri sadakat programı Flying Blue’da 15 milyon üyesiyle Avrupa liderlerinden biridir.

 

Air France-KLM ortakları Delta Air Lines ve Alitalia, 270’den fazla günlük uçuşla en büyük Trans-Atlantik ortak girişimini işletmektedir. Air France-KLM, aynı zamanda, 20 üye havayoluna sahip olan SkyTeam ittifakının bir üyesi ve 177 ülkede 1.06’dan fazla noktaya 16,600’den fazla günlük uçuş gerçekleştirmektedir.

 



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri https://ift.tt/2MHychE
via IFTTT

Tadında Anadolu İzmir’i Kastamonu lezzetleri ile buluşturacak


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri https://ift.tt/2td3X9X