8 Aralık 2017 Cuma

GÖZYAŞI O KADAR DA MASUM DEĞİL..! Sevinirken, üzülürken, hayal kırıklığına uğrarken, canınız acıdığında, sarıldığınızda, ayrıldığınızda ağlıyorsanız Psikoloji Bilim Doktoru Dr. Zafer Akıncı’nın size bir haberi var. Gözyaşlarınızın içindeki kimyasalların içeriği ağladığınız sebebe göre değişim gösteriyor. Hatta masum sanılan o gözyaşı, bazı durumlarda ağzınıza gidiyorsa, zehir bile olabiliyor… Psikoloji Bilim Doktoru Dr. Zafer Akıncı, gözyaşına dair bilinmeyenleri bilimsel gerçekler ışığında açıkladı. İnsanların neden ağladığını merak ettiniz mi? Bilim bu konu ile uzun süredir yakından ilgileniyor. Burada gözlerin yaşarması ile ağlamayı ayırt etmek gerekiyor. Davranışsal nörolog olan Michael Trimble insanların gözlerinden 3 tip yaş geldiğini bilimsel olarak açıklıyor. Bu açıklamaya göre birinci gözyaşı “bazal gözyaşı sistemi” diye bilinen ve gözlerin sağlığını ve işlevselliğini sürdürebileceği biyolojik ortamın oluşturulması amaçlı salgılanan gözyaşı türüdür. İkinci tür gözyaşı ise temel bir biyolojik savun sistemi olan “refleks gözyaşı sistemidir”. Soğan doğrama esnasında salgıladığımız gözyaşı türüdür. Üçündü tür gözyaşı ise “duygusal gözyaşı sistemi” diye bilinen insanların duygusal durumlarının bir tür dışa vurumu olarak nitelendirilir. Duygusal gözyaşı salgılandığında biz bunu ağlamak olarak tanımlarız. Ağlamanın Çok Çeşidi Var Yaş fark etmeksizin hepimizin ortak yaptığı birkaç şeyden birisi hiç şüphesiz ağlamaktır. Ağlamak çoğunlukla hüzünle eşleştirilmiştir. Aslında ağlamanın bir çok çeşidi vardır. Mutluluktan ağlama, hüzünden ağlama, bir yerin acımasından ağlama,… Ağlamayı kimyasal bir tepkime olarak görsek de, bu tepkimeler iç dünyamızın stresini, heyecanını, aşırı yükselen duygularını dışarı vurmak olarak tanımlayabiliriz. Bilim insanları inanılmaz bir şekilde gözyaşının içeriğinin değişik zamanlardaki ağlamalarda farklı olduğunu ortaya çıkardı. Bunun anlamı bir kişi hangi gerekçe ile ağlıyorsa gözyaşı içeriği ona göre şekilleniyordu. Ağlama Mutluluğu Artırır Tillburg Üniversitesinden Dr. Vingerhoets ve arkadaşları 3000 den fazla gözyaşının içeriğini ve ağlayan kişilerdeki etkisin incelediler. Sonuç gerçekten çok ilginçti. Ağlama türüne göre gözyaşı içeriği değişiyor ve ağlama sonrası, bu kişilerde mutluluk hormonunda anlamlı oranda bir yükselme gösteriyordu. Bir başka deyişle kişiler ağladıklarında içlerinde zehri bir yönü ile dışarı atmış oluyorlardı. Soğan Kaynaklı Ağlama Dr. Willia Frey bu çalışmaları biraz daha ileriye götürdü. Soğandan kaynaklı ağlama ile duygusal filmlerden sonraki ağlamanın biyokimyasal analizlerine baktığında, çok şaşırtıcı bir durum olduğunu ortaya koymuş oldu. Kendi deyimiyle “ağlama, insanda atıkları ve zararlı maddeleri dışarıya atmanın iyi bir yolu” diyerek ağlamanın rahatlatıcı etkisini aslında sadece psikolojik değil, aynı zamanda fizyolojik bir temizlenmenin de temeli olduğunu ortaya koydu. Gözyaşınızı Yutmayın Hatta psikolojik olarak negatif duyguları yükselmiş birisinin, ağlayarak psikolojik ve biyolojik bu negatif duyguların etkisinden kurtuluyordu. Bu yüzden bir çok bilim insanı ağlarken ağzınıza giren gözyaşını yutmanın çok da doğru olmadığından bahsediyorlar. Yani üzülüyorsanız mutlaka ağlamalısınız. Ağlamak sizi fiziki ve ruhsal olarak rahatlatacaktır. Ağlarken yaşanan bu fiziksel ve psikolojik rahatlama olgusuna bilim “katarsis etkisi” olarak tanımlıyor. Kimin Yanında Ağladığınıza Dikkat Edin Ne yazık ki doğu kültürünün etkisinde olan bizler, ağlamaktan utanmak gibi gereksiz bir güçlü görünme çabası içerisindeyiz. Hatta Biyolog Oren Hasson’unu bir çalışmasında ağlananın psikolojik ve duygusal bağlayıcı etkisinden bahsediyor. Hatta bunun deneysel çalışmalarını da yapıyor. Bu durum, eğer bir kişinin yanında ağlıyorsanız o kişiye karşı otomatik bir psikolojik ve duygusal bağlanma eğilimi oluşturuyorsunuz anlamına geliyor. Hele bir de siz ağlarken yanında olduğunuz kişi size şefkatli temasla birlikte destek oluyorsa, ona karşı güçlü güven ve bağlanma duygusu yaşama ihtimaliniz çok güçleniyor demektir. Yani kimin yanında ağladığınıza çok dikkat edin. Çünkü belirli bir tekrardan sonra duygusal kontrolünüzü kaybedebilirsiniz.

Sevinirken, üzülürken, hayal kırıklığına uğrarken, canınız acıdığında, sarıldığınızda, ayrıldığınızda ağlıyorsanız Psikoloji Bilim Doktoru Dr. Zafer Akıncı’nın size bir haberi var. Gözyaşlarınızın içindeki kimyasalların içeriği ağladığınız sebebe göre değişim gösteriyor. Hatta masum sanılan o gözyaşı, bazı durumlarda ağzınıza gidiyorsa, zehir bile olabiliyor… Psikoloji Bilim Doktoru Dr. Zafer Akıncı, gözyaşına dair bilinmeyenleri bilimsel gerçekler ışığında açıkladı.

İnsanların neden ağladığını merak ettiniz mi? Bilim bu konu ile uzun süredir yakından ilgileniyor. Burada gözlerin yaşarması ile ağlamayı ayırt etmek gerekiyor. Davranışsal nörolog olan Michael Trimble insanların gözlerinden 3 tip yaş geldiğini bilimsel olarak açıklıyor.

Bu açıklamaya göre birinci gözyaşı “bazal gözyaşı sistemi” diye bilinen ve gözlerin sağlığını ve işlevselliğini sürdürebileceği biyolojik ortamın oluşturulması amaçlı salgılanan gözyaşı türüdür.

İkinci tür gözyaşı ise temel bir biyolojik savun sistemi olan “refleks gözyaşı sistemidir”. Soğan doğrama esnasında salgıladığımız gözyaşı türüdür.

Üçündü tür gözyaşı ise “duygusal gözyaşı sistemi” diye bilinen insanların duygusal durumlarının bir tür dışa vurumu olarak nitelendirilir. Duygusal gözyaşı salgılandığında biz bunu ağlamak olarak tanımlarız.

Ağlamanın Çok Çeşidi Var

Yaş fark etmeksizin hepimizin ortak yaptığı birkaç şeyden birisi hiç şüphesiz ağlamaktır. Ağlamak çoğunlukla hüzünle eşleştirilmiştir. Aslında ağlamanın bir çok çeşidi vardır.

Mutluluktan ağlama, hüzünden ağlama, bir yerin acımasından ağlama,…

Ağlamayı kimyasal bir tepkime olarak görsek de, bu tepkimeler iç dünyamızın stresini, heyecanını, aşırı yükselen duygularını dışarı vurmak olarak tanımlayabiliriz.

Bilim insanları inanılmaz bir şekilde gözyaşının içeriğinin değişik zamanlardaki ağlamalarda farklı olduğunu ortaya çıkardı. Bunun anlamı bir kişi hangi gerekçe ile ağlıyorsa gözyaşı içeriği ona göre şekilleniyordu.

Ağlama Mutluluğu Artırır

Tillburg Üniversitesinden Dr. Vingerhoets ve arkadaşları 3000 den fazla gözyaşının içeriğini ve ağlayan kişilerdeki etkisin incelediler. Sonuç gerçekten çok ilginçti. Ağlama türüne göre gözyaşı içeriği değişiyor ve ağlama sonrası, bu kişilerde mutluluk hormonunda anlamlı oranda bir yükselme gösteriyordu.

Bir başka deyişle kişiler ağladıklarında içlerinde zehri bir yönü ile dışarı atmış oluyorlardı.

Soğan Kaynaklı Ağlama

Dr. Willia Frey bu çalışmaları biraz daha ileriye götürdü. Soğandan kaynaklı ağlama ile duygusal filmlerden sonraki ağlamanın biyokimyasal analizlerine baktığında, çok şaşırtıcı bir durum olduğunu ortaya koymuş oldu.

Kendi deyimiyle “ağlama, insanda atıkları ve zararlı maddeleri dışarıya atmanın iyi bir yolu” diyerek ağlamanın rahatlatıcı etkisini aslında sadece psikolojik değil, aynı zamanda fizyolojik bir temizlenmenin de temeli olduğunu ortaya koydu.

Gözyaşınızı Yutmayın

Hatta psikolojik olarak negatif duyguları yükselmiş birisinin, ağlayarak psikolojik ve biyolojik bu negatif duyguların etkisinden kurtuluyordu.

Bu yüzden bir çok bilim insanı ağlarken ağzınıza giren gözyaşını yutmanın çok da doğru olmadığından bahsediyorlar.

Yani üzülüyorsanız mutlaka ağlamalısınız. Ağlamak sizi fiziki ve ruhsal olarak rahatlatacaktır. Ağlarken yaşanan bu fiziksel ve psikolojik rahatlama olgusuna bilim “katarsis etkisi” olarak tanımlıyor.

Kimin Yanında Ağladığınıza Dikkat Edin

Ne yazık ki doğu kültürünün etkisinde olan bizler, ağlamaktan utanmak gibi gereksiz bir güçlü görünme çabası içerisindeyiz. Hatta Biyolog Oren Hasson’unu bir çalışmasında ağlananın psikolojik ve duygusal bağlayıcı etkisinden bahsediyor. Hatta bunun deneysel çalışmalarını da yapıyor.

Bu durum, eğer bir kişinin yanında ağlıyorsanız o kişiye karşı otomatik bir psikolojik ve duygusal bağlanma eğilimi oluşturuyorsunuz anlamına geliyor.

Hele bir de siz ağlarken yanında olduğunuz kişi size şefkatli temasla birlikte destek oluyorsa, ona karşı güçlü güven ve bağlanma duygusu yaşama ihtimaliniz çok güçleniyor demektir.

Yani kimin yanında ağladığınıza çok dikkat edin. Çünkü belirli bir tekrardan sonra duygusal kontrolünüzü kaybedebilirsiniz.



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2kDGLjL
via IFTTT

GÖZYAŞI O KADAR DA MASUM DEĞİL..!


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2kDGLjL

0-2 yaş arası bebekleri olan anne babalar dikkat! ZEKA GELİŞİMİNİ ARTIRACAK 5 ÖNEMLİ ÖNERİ Anne babalar olarak çocuklarımızın beden ve ruh sağlığını geliştirmek her zaman öncelikli amacımızı oluşturuyor. Ancak zeka gelişimine katkıda bulunacak çabalardan da geri durmuyoruz. Acıbadem Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Reyhan Erol, çocuklarda zekayı geliştirecek en önemli unsurun konuşmak, şarkı söylemek gibi karşılıklı etkileşim olduğunu söylüyor. Sağlıklı bedensel gelişimlerini sürdüren çocukların zeka gelişimleri de beraberinde geliyor. Ancak anne babalar olarak “daha zeki çocuklarımız olsun” dürtüsüyle bu yönde çaba göstermekten de kendimizi alamıyoruz. Araştırmalar, aslında bunun için ekstra bir çaba sarf etmeye de gerek olmadığını gösteriyor. Kullanabileceğimiz en önemli araç sevgimiz ve vereceğimiz güven…Onlarla konuşmak, oyun oynamak, şarkı söylemek gibi karşılıklı etkileşim kurmak, çocuklarımızın zeka gelişimi için en önemli katkı oluyor. Bunun yanı sırası hamilelikten itibaren alacağımız önlemler ve doğru alışkanlıklar konusunda Acıbadem Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Reyhan Erol,şu önerilerde bulunuyor… Hamilelikte dengeli beslenin Beynimizde milyonlarca nöron bulunuyor ve zeka gelişimi bu nöronlar arasında yapılan bağlantıların yani sinapsların artması olarak tanımlanıyor. Bu gelişim hamilelik döneminden itibaren başlıyor. Dolayısıyla anne adayının sağlığı bebeğin beyin gelişimini de direkt olarak etkiliyor. Bu nedenle öncelikle düzenli sağlık kontrollerinin ihmal etmeyin ve sağlıklı beslenmeye önem verin. Folik asit ve omega eksikliği varsa bunlar takviye edin. Bebeğin beyin gelişimini negatif yönde etkilediği için hamilelik ve emzirme boyunca alkol ve sigaradan uzak durun. Sizin salgıladığınız mutluluk hormonunun bebeğinizi de etkileyeceğini unutmayın. Onunla sohbet edin, birlikte müzik dinleyin ve mümkün olduğunca stresten uzak durun. Mutlaka emzirin Zeka gelişiminde en önemli sermayenin anne sütü olduğunu söyleyen Dr. Reyhan Erol, bu fırsatı iyi kullanmak gerektiğini belirterek şunları anlatıyor: “Araştırmalar anne sütünün zeka gelişimi üzerindeki etkisini gösteriyor. Özellikle okul çağı çocuklarının performansında anne sütü almış olmak önemli bir fark yaratıyor. Bununla birlikte emzirme anında anneye dokunan ve göz teması kuran bebeğin beynindeki kan akımı ve sinaps denen nöronlar arası bağlantılar artıyor. Ayrıca emzirme sürecinde annenin bebeğiyle yumuşak bir ses tonuyla konuşması, gülmesi, ona dokunması da öğrenme ve hafızayı da barındıran, genel olarak limbik sistem olarak bilinen yapıyı etkilediği biliniyor.” Yeterli ve kaliteli uyku almasını sağlayın Bebeklikten itibaren çocukluğun her döneminde yeterli ve kesintisiz uyku, bedensel gelişim kadar beyin gelişimi için de son derece değer taşıyor. Bu nedenle çocukların kaliteli uyku almalarını sağlamak için gerekli ortamı oluşturmaya özen gösterin. Ayrıca, tiroit bezinin iyi çalışmaması durumunda zeka geriliği riski doğduğu için, doğumdan hemen sonra bebekten topuk kanı alınarak değerlendirme yapılmasını sağlayın. 0-2 yaş arasında televizyon izlettirmeyin Beyin gelişiminin yüzde 70-80’ilk bölümü ilk iki yaş döneminde tamamlanıyor. Dolayısıyla özelikle bu dönem gelişimi olumsuz etkileyebilecek uyaranlardan uzak durmak önem taşıyor. Zekayı negatif yönde etkileyen unsurların başında da televizyon geliyor. Bu nedenle hayatın ilk yıllarında çocukları televizyondan mümkün olduğunca uzak tutun. İki yaşından sonra da günde en fazla bir saat televizyon izlettirin ve bunu birlikte yapın. Ve çocuğunuzla izlediği şey hakkında konuşarak, sorular sorun ve cevap vermesini sağlayarak etkileşiminizi sürdürün. Dünyayı dokunarak öğrenmesine izin verin Çocukların öğrenme süreçlerinde özellikle bir yaşından sonra eller çok önemli bir araç oluyor. Bu dönemde çocukların dünyayı dokunarak anlamaya çalıştıklarını hatırlatan Dr. Reyhan Erol, “Çocuklar bu yüzden ellerine aldıkları her şeyi ağızlarına götürüyor. Ve tüm bu bilgiler beyne aktarılıyor. Bu nedenle çocuğun güvenliğini tehlikeye atmayacak şekilde, her şeye dokunmasına izin vermek gerekiyor. Aksi şekilde davranmak ise beyin gelişimini ters yönde etkileyebiliyor” diyor. Ayrıca bu dönemde çocukları mümkün olduğunca anlamaya çalışmak ve her şeye ‘hayır’ dememeye de özen göstermek önem taşıyor. Sevdiği aktiviteleri yaptırın Çocuktan gelen uyarılara her zaman kulak vermek gerekiyor. Onun da birey olduğunu ve söz hakkının bulunduğunu unutmayın. Yedi aylık bebeğinizin bile yemeğini kendi başına yeme çabasını desteklemek için eline kaşık vermeniz, hem özgüvenini, hem de zekasını geliştirmeye yardım edecektir. Okul çağındaki çocukları da sevdiği spor aktivitelerine yönlendirerek, arkadaşlarıyla ve evde oyun oynayacak zaman için izin vererek gelişimlerine önemli katkı sağlayabilirsiniz. Bu arada onunla göz teması kuracak ve karşılıklı etkileşim sağlayacak her türlü fırsatı değerlendirin.

ZEKA GELİŞİMİNİ ARTIRACAK 5 ÖNEMLİ ÖNERİ

Anne babalar olarak çocuklarımızın beden ve ruh sağlığını geliştirmek her zaman öncelikli amacımızı oluşturuyor. Ancak zeka gelişimine katkıda bulunacak çabalardan da geri durmuyoruz. Acıbadem Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Reyhan Erol, çocuklarda zekayı geliştirecek en önemli unsurun konuşmak, şarkı söylemek gibi karşılıklı etkileşim olduğunu söylüyor.

Sağlıklı bedensel gelişimlerini sürdüren çocukların zeka gelişimleri de beraberinde geliyor. Ancak anne babalar olarak “daha zeki çocuklarımız olsun” dürtüsüyle bu yönde çaba göstermekten de kendimizi alamıyoruz. Araştırmalar, aslında bunun için ekstra bir çaba sarf etmeye de gerek olmadığını gösteriyor. Kullanabileceğimiz en önemli araç sevgimiz ve vereceğimiz güven…Onlarla konuşmak, oyun oynamak, şarkı söylemek gibi karşılıklı etkileşim kurmak, çocuklarımızın zeka gelişimi için en önemli katkı oluyor. Bunun yanı sırası hamilelikten itibaren alacağımız önlemler ve doğru alışkanlıklar konusunda Acıbadem Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Reyhan Erol,şu önerilerde bulunuyor…

Hamilelikte dengeli beslenin

Beynimizde milyonlarca nöron bulunuyor ve zeka gelişimi bu nöronlar arasında yapılan bağlantıların yani sinapsların artması olarak tanımlanıyor. Bu gelişim hamilelik döneminden itibaren başlıyor. Dolayısıyla anne adayının sağlığı bebeğin beyin gelişimini de direkt olarak etkiliyor. Bu nedenle öncelikle düzenli sağlık kontrollerinin ihmal etmeyin ve sağlıklı beslenmeye önem verin. Folik asit ve omega eksikliği varsa bunlar takviye edin. Bebeğin beyin gelişimini negatif yönde etkilediği için hamilelik ve emzirme boyunca alkol ve sigaradan uzak durun. Sizin salgıladığınız mutluluk hormonunun bebeğinizi de etkileyeceğini unutmayın. Onunla sohbet edin, birlikte müzik dinleyin ve mümkün olduğunca stresten uzak durun.

Mutlaka emzirin

Zeka gelişiminde en önemli sermayenin anne sütü olduğunu söyleyen Dr. Reyhan Erol, bu fırsatı iyi kullanmak gerektiğini belirterek şunları anlatıyor: “Araştırmalar anne sütünün zeka gelişimi üzerindeki etkisini gösteriyor. Özellikle okul çağı çocuklarının performansında anne sütü almış olmak önemli bir fark yaratıyor. Bununla birlikte emzirme anında anneye dokunan ve göz teması kuran bebeğin beynindeki kan akımı ve sinaps denen nöronlar arası bağlantılar artıyor. Ayrıca emzirme sürecinde annenin bebeğiyle yumuşak bir ses tonuyla konuşması, gülmesi, ona dokunması da öğrenme ve hafızayı da barındıran, genel olarak limbik sistem olarak bilinen yapıyı etkilediği biliniyor.”

Yeterli ve kaliteli uyku almasını sağlayın

Bebeklikten itibaren çocukluğun her döneminde yeterli ve kesintisiz uyku, bedensel gelişim kadar beyin gelişimi için de son derece değer taşıyor. Bu nedenle çocukların kaliteli uyku almalarını sağlamak için gerekli ortamı oluşturmaya özen gösterin. Ayrıca, tiroit bezinin iyi çalışmaması durumunda zeka geriliği riski doğduğu için, doğumdan hemen sonra bebekten topuk kanı alınarak değerlendirme yapılmasını sağlayın.

0-2 yaş arasında televizyon izlettirmeyin

Beyin gelişiminin yüzde 70-80’ilk bölümü ilk iki yaş döneminde tamamlanıyor. Dolayısıyla özelikle bu dönem gelişimi olumsuz etkileyebilecek uyaranlardan uzak durmak önem taşıyor. Zekayı negatif yönde etkileyen unsurların başında da televizyon geliyor. Bu nedenle hayatın ilk yıllarında çocukları televizyondan mümkün olduğunca uzak tutun. İki yaşından sonra da günde en fazla bir saat televizyon izlettirin ve bunu birlikte yapın. Ve çocuğunuzla izlediği şey hakkında konuşarak, sorular sorun ve cevap vermesini sağlayarak etkileşiminizi sürdürün.

Dünyayı dokunarak öğrenmesine izin verin

Çocukların öğrenme süreçlerinde özellikle bir yaşından sonra eller çok önemli bir araç oluyor. Bu dönemde çocukların dünyayı dokunarak anlamaya çalıştıklarını hatırlatan Dr. Reyhan Erol, “Çocuklar bu yüzden ellerine aldıkları her şeyi ağızlarına götürüyor. Ve tüm bu bilgiler beyne aktarılıyor. Bu nedenle çocuğun güvenliğini tehlikeye atmayacak şekilde, her şeye dokunmasına izin vermek gerekiyor. Aksi şekilde davranmak ise beyin gelişimini ters yönde etkileyebiliyor” diyor. Ayrıca bu dönemde çocukları mümkün olduğunca anlamaya çalışmak ve her şeye ‘hayır’ dememeye de özen göstermek önem taşıyor.

Sevdiği aktiviteleri yaptırın

Çocuktan gelen uyarılara her zaman kulak vermek gerekiyor. Onun da birey olduğunu ve söz hakkının bulunduğunu unutmayın. Yedi aylık bebeğinizin bile yemeğini kendi başına yeme çabasını desteklemek için eline kaşık vermeniz, hem özgüvenini, hem de zekasını geliştirmeye yardım edecektir. Okul çağındaki çocukları da sevdiği spor aktivitelerine yönlendirerek, arkadaşlarıyla ve evde oyun oynayacak zaman için izin vererek gelişimlerine önemli katkı sağlayabilirsiniz. Bu arada onunla göz teması kuracak ve karşılıklı etkileşim sağlayacak her türlü fırsatı değerlendirin.



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2kBiQBr
via IFTTT

0-2 yaş arası bebekleri olan anne babalar dikkat!


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2kBiQBr

​İstanbul Sağlık Fuarı’nda 5 bin 412 sektör profesyoneli ağırlandı Sağlık sektörünün Ar-Ge çalışmasının yapıldığı bir platforma dönüşen İstanbul Health Expo Fuarı ve Kongresi sağlık profesyonelleri tarafından yoğun ilgi gördü. Fuara Suudi Arabistan, Katar, Kosova, Ürdün, Lübnan, İran ve Irak başta olmak üzere 20 ülkeden tıbbi cihaz ve malzeme alıcıları kalıtım gösterdi. İstanbul Health Expo’da 595’i yabancı olmak üzere 5 bin 412 sağlık profesyoneli ağırlandı. Medikal ve sağlık sektöründeki yeni teknolojilere ve uygulamalara ev sahipliği yapan “5. Hastane Donanımları, Medikal Cihaz ve Sağlık Hizmetleri Fuarı (İstanbul Health Expo-İstanbul Sağlık Fuarı) ile 3. Uluslararası Bütünleşik Sağlık ve Bakım Kongresi” CNR EXPO Yeşilköy’de gerçekleştirildi. CNR Holding kuruluşlarından Pozitif Fuarcılık A.Ş. tarafından, Sosyal Hizmetler Dernekleri Federasyonu (SADEFE) iş birliğinde, Fujitsu ana sponsorluğunda düzenlenen fuarda, sağlık çalışanlarına spesifik konularda kongre, sempozyum, çalıştay ve seminerler verilirken, aynı zamanda üretici firmaların sağlık alanındaki ürün ve projeleri yabancı alıcılarla buluşturuldu. Yoğun ilgiyle karşılanan İstanbul Health Expo’da 595’i yabancı olmak üzere 5 bin 412 sağlık profesyoneli ağırlandı. İnovatif sağlık ürünleri sergilendi Görme engelliler için üretilen ve yüzde 30 oranında görme oranını arttıran cihaz, 10 dakikada 300 kalori verdiren zayıflama aleti ve yatalak hastalarda oluşan yaraları engelleyen yatak gibi pek çok inovatif ürünün görücüye çıkarıldığı fuar, 240’ın üzerindeki markayı İstanbul’da bir araya getirdi. İstanbul Health Expo ile eş zamanlı düzenlenen Uluslararası Bütünleşik Sağlık ve Bakım Kongresi’nde sağlık turizminde Türkiye’nin dünyadaki yeri, Türkiye’nin medikal turizm hedefleri, yaşlı bakım hastalarında termal sağlık turizmin yeri, ulusal ve uluslararası ölçekte iş sağlığı ve güvenliği gibi sağlık alanında ilgi çekici pek çok konu masaya yatırıldı. Yerli ve yabancı sağlık profesyonelleri tarafından yoğun ilgi gören Uluslararası Bütünleşik Sağlık ve Bakım Kongresi’nde 200’ün üzerinde konuşmacı tarafından 70 oturum gerçekleşti. 6 salonda gerçekleştirilen kongre ve sempozyumlara sağlık profesyonellerinin ilgisi büyük oldu. Sağlıkta bölgesinde lider ülke Türkiye Fuar ve kongreyi değerlendiren İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Op. Dr. Orhan Koç, Türkiye’nin sağlıkta bölgesinde lider konumda olduğunu aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yüksek katılımla geçen kongreler ve sempozyumların ülkemizin sağlık turizmine katkısı büyük olacak. İlaçta ve tıbbi cihazda yerli ve milli üretime yönelik yapılan sempozyumlarda ülkemizin içinden geçtiği bu zor süreçte çok önemli bir stratejik öneme sahip. İş sağlığı ve güvenliği alanında yerli ve milli donanım ve ekipman üretiminin tüm paydaşlarla birlikte ele alındığı sempozyuma da ilgi çok büyük oldu. İş sağlığı ve güvenliği konusuna fuarda geniş yer verildi. Ülkemizde meslek hastalıkları ve iş kazlarının önlenmesi için bu tür bilimsel etkinlikler çok büyük önem arz ediyor.” Sağlık turizmine katkı Fuarda, Acıbadem, Memorial, Adatıp Hastanesi, Avrasya Hastanesi, Başkent Üniversitesi Hastaneleri, Bezmialem, Birinci Göz, Biruni Üniversite Hastanesi, Çakmak Hastanesi, Dentaydın, Emsey Hospital, Esencan Hastanesi, Ethica, Gözde İzmir Hastanesi, Özel Hospitalist Hastanesi, KOÇ University Hospital, Medical Park Hastaneler Grubu, Yeditepe Üniversitesi Hastanesi, Gaziosmanpaşa Hastanesi’nin de bulunduğu 20 hastane, uluslararası sağlık turizmi acenteleri ile buluşturuldu. Fuar, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Sağlık Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD), Tıbbi Cihaz Üreticileri Derneği (TÜDER), KOSGEB ve Tüm sağlık Kuruluşları Derneği’nin de (TÜMSAD) desteğiyle düzenlendi.

Sağlık sektörünün Ar-Ge çalışmasının yapıldığı bir platforma dönüşen İstanbul Health Expo Fuarı ve Kongresi sağlık profesyonelleri tarafından yoğun ilgi gördü. Fuara Suudi Arabistan, Katar, Kosova, Ürdün, Lübnan, İran ve Irak başta olmak üzere 20 ülkeden tıbbi cihaz ve malzeme alıcıları kalıtım gösterdi. İstanbul Health Expo’da 595’i yabancı olmak üzere 5 bin 412 sağlık profesyoneli ağırlandı.

Medikal ve sağlık sektöründeki yeni teknolojilere ve uygulamalara ev sahipliği yapan “5. Hastane Donanımları, Medikal Cihaz ve Sağlık Hizmetleri Fuarı (İstanbul Health Expo-İstanbul Sağlık Fuarı) ile 3. Uluslararası Bütünleşik Sağlık ve Bakım Kongresi” CNR EXPO Yeşilköy’de gerçekleştirildi. CNR Holding kuruluşlarından Pozitif Fuarcılık A.Ş. tarafından, Sosyal Hizmetler Dernekleri Federasyonu (SADEFE) iş birliğinde, Fujitsu ana sponsorluğunda düzenlenen fuarda, sağlık çalışanlarına spesifik konularda kongre, sempozyum, çalıştay ve seminerler verilirken, aynı zamanda üretici firmaların sağlık alanındaki ürün ve projeleri yabancı alıcılarla buluşturuldu. Yoğun ilgiyle karşılanan İstanbul Health Expo’da 595’i yabancı olmak üzere 5 bin 412 sağlık profesyoneli ağırlandı.

İnovatif sağlık ürünleri sergilendi

Görme engelliler için üretilen ve yüzde 30 oranında görme oranını arttıran cihaz, 10 dakikada 300 kalori verdiren zayıflama aleti ve yatalak hastalarda oluşan yaraları engelleyen yatak gibi pek çok inovatif ürünün görücüye çıkarıldığı fuar, 240’ın üzerindeki markayı İstanbul’da bir araya getirdi. İstanbul Health Expo ile eş zamanlı düzenlenen Uluslararası Bütünleşik Sağlık ve Bakım Kongresi’nde sağlık turizminde Türkiye’nin dünyadaki yeri, Türkiye’nin medikal turizm hedefleri, yaşlı bakım hastalarında termal sağlık turizmin yeri, ulusal ve uluslararası ölçekte iş sağlığı ve güvenliği gibi sağlık alanında ilgi çekici pek çok konu masaya yatırıldı. Yerli ve yabancı sağlık profesyonelleri tarafından yoğun ilgi gören Uluslararası Bütünleşik Sağlık ve Bakım Kongresi’nde 200’ün üzerinde konuşmacı tarafından 70 oturum gerçekleşti. 6 salonda gerçekleştirilen kongre ve sempozyumlara sağlık profesyonellerinin ilgisi büyük oldu.

Sağlıkta bölgesinde lider ülke Türkiye

Fuar ve kongreyi değerlendiren İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Op. Dr. Orhan Koç, Türkiye’nin sağlıkta bölgesinde lider konumda olduğunu aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yüksek katılımla geçen kongreler ve sempozyumların ülkemizin sağlık turizmine katkısı büyük olacak. İlaçta ve tıbbi cihazda yerli ve milli üretime yönelik yapılan sempozyumlarda ülkemizin içinden geçtiği bu zor süreçte çok önemli bir stratejik öneme sahip. İş sağlığı ve güvenliği alanında yerli ve milli donanım ve ekipman üretiminin tüm paydaşlarla birlikte ele alındığı sempozyuma da ilgi çok büyük oldu. İş sağlığı ve güvenliği konusuna fuarda geniş yer verildi. Ülkemizde meslek hastalıkları ve iş kazlarının önlenmesi için bu tür bilimsel etkinlikler çok büyük önem arz ediyor.”

Sağlık turizmine katkı

Fuarda, Acıbadem, Memorial, Adatıp Hastanesi, Avrasya Hastanesi, Başkent Üniversitesi Hastaneleri, Bezmialem, Birinci Göz, Biruni Üniversite Hastanesi, Çakmak Hastanesi, Dentaydın, Emsey Hospital, Esencan Hastanesi, Ethica, Gözde İzmir Hastanesi, Özel Hospitalist Hastanesi, KOÇ University Hospital, Medical Park Hastaneler Grubu, Yeditepe Üniversitesi Hastanesi, Gaziosmanpaşa Hastanesi’nin de bulunduğu 20 hastane, uluslararası sağlık turizmi acenteleri ile buluşturuldu.

Fuar, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Sağlık Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD), Tıbbi Cihaz Üreticileri Derneği (TÜDER), KOSGEB ve Tüm sağlık Kuruluşları Derneği’nin de (TÜMSAD) desteğiyle düzenlendi.



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2BMHxhM
via IFTTT

​İstanbul Sağlık Fuarı’nda 5 bin 412 sektör profesyoneli ağırlandı


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2BMHxhM

Setur ile Ayasofya Müzesi’nde gece turu Setur, ünlü seyahat uzmanı ve yazarı Şerif Yenen rehberliğinde Ayasofya Müzesi’ne özel gece turları düzenlemeye başladı. İlki 24 Kasım 2017 tarihinde gerçekleştirilen turun ikincisi 19 Ocak 2018’de Türkiye’nin öncü turizm markası Setur, dünya mimarlık tarihinin en önemli anıtları arasında yer alan Ayasofya Müzesi’ne gece turları düzenliyor. Ünlü seyahat uzmanı ve yazarı Şerif Yenen’in rehberliğindeki turun ilki 24 Kasım 2017 tarihinde düzenlendi. Ayasofya Müzesi gece turuna katılanlar, güneşin batışıyla bambaşka bir atmosfere bürünen Ayasofya Müzesi’ni, Setur ayrıcalıkları ve kendilerine özel grup ile gezme şansını yakaladılar. Hergün binlerce kişiyi ağırlayan Ayasofya Müzesi’nin gece turuna katılma şansını yakalayan 50’ye yakın tarih severe bu gezide sadece Ayasofya’nın meşhur ünlü kedisi “Gli” eşlik etti. Böylece tura katılanlar, gündüz saatlerinin yoğun kalabalığından uzakta, müzenin özel ışıklandırmaları ile çarpıcı fotoğraf kareleri yakalama ayrıcalığını da elde etmiş oldu. Ayasofya Müzesi gece turunun ikincisi 19 Ocak 2018’de yapılacak. Saat 18.45’te konukların Ayasofya Müzesi önünde buluşmasıyla başlayacak olan tur 1,5 saatlik gezi ile 20.15’te sona erecek. Tur bitiminde katılımcılara Şerif Yenen’in kaleminden Quick Guide İstanbul Serisi Ayasofya Müzesi el kitapçıkları dağıtılacak. İki büyük uygarlığın izlerini taşıyan ve 916 yıl kilise olarak hizmet veren Ayasofya, 1453 tarihinde İstanbul’un fethi ile Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye çevrilerek 482 yıl cami olarak kullanıldı. Atatürk’ün isteği üzerine, Bakanlar Kurulu Kararı ile müzeye çevrilerek 1 Şubat 1935 tarihinde ziyarete açıldı. Bugün ise Türkiye’nin en çok ziyaret edilen müzelerinden biri durumunda. Şerif Yenen Hakkında Setur’un Ayasofya Müzesi gece turuna rehberlik eden Şerif Yenen, turizm uzmanı, seyahat yazarı, turist rehberi, film yapımcısı ve konuşmacı olarak çeşitli çalışmalara imza atıyor. Yenen, Türkiye üzerine bir Türk tarafından yazılmış ilk gezi rehberi olan İngilizce Turkish Odyssey isimli kitabın da yazarı. Yener, Bilgi Üniversitesi ile Boğaziçi Üniversitesi, Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu’nda yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak Türkiye’nin kültürel mirası, Anadolu Uygarlıkları ve Turist Rehberliği dersleri veriyor. Tur ile ilgili ayrıntılı bilgi için: www.setur.com.tr SETUR HAKKINDA 1965 yılında Koç Holding şirketlerinden biri olarak kurulan Setur’un turizm alanında verdiği hizmetler; yurt içi ve yurt dışına dönük tur operatörlüğü ile otel satışı, IATA uçak bileti satışı, kongre ve seminer organizasyonları, outgoing ve yurt dışı eğitim alanları çatısı altında toplanmıştır. 2001 yılında Türkiye’nin en büyük online kurumsal seyahat portalı BookinTurkey.com’u da bünyesine alan Setur, 2017 yılında portalı Seturbiz.com ismiyle yenileyerek bir adım öteye taşımıştır. Setur Duty Free tüm yurda yayılan havalimanları, kara sınır kapıları ve deniz limanlarında yaklaşık 15 bin metrekarelik alanda, 19 bölgede, 44 mağazasıyla gümrüksüz satış mağazaları işletmeciliği yapmakta ve bu faaliyetler Setur yıllık cirosunun önemli bir payını oluşturmaktadır. 1990 yılında kurulan Setair ise özel havacılık faaliyetlerini sürdürmektedir. Setair filosunda 14 yolcu kapasiteli 1 adet Falcon 7X tipi jet, 9 yolcu kapasiteli 2 adet Agusta Westland 139 tipi helikopter ve 8 yolcu kapasiteli Cessna Grand Caravan tipi deniz uçağı bulunmaktadır.

Setur, ünlü seyahat uzmanı ve yazarı Şerif Yenen rehberliğinde Ayasofya Müzesi’ne özel gece turları düzenlemeye başladı. İlki 24 Kasım 2017 tarihinde gerçekleştirilen turun ikincisi 19 Ocak 2018’de

Türkiye’nin öncü turizm markası Setur, dünya mimarlık tarihinin en önemli anıtları arasında yer alan Ayasofya Müzesi’ne gece turları düzenliyor. Ünlü seyahat uzmanı ve yazarı Şerif Yenen’in rehberliğindeki turun ilki 24 Kasım 2017 tarihinde düzenlendi. Ayasofya Müzesi gece turuna katılanlar, güneşin batışıyla bambaşka bir atmosfere bürünen Ayasofya Müzesi’ni, Setur ayrıcalıkları ve kendilerine özel grup ile gezme şansını yakaladılar.

Hergün binlerce kişiyi ağırlayan Ayasofya Müzesi’nin gece turuna katılma şansını yakalayan 50’ye yakın tarih severe bu gezide sadece Ayasofya’nın meşhur ünlü kedisi “Gli” eşlik etti. Böylece tura katılanlar, gündüz saatlerinin yoğun kalabalığından uzakta, müzenin özel ışıklandırmaları ile çarpıcı fotoğraf kareleri yakalama ayrıcalığını da elde etmiş oldu.

Ayasofya Müzesi gece turunun ikincisi 19 Ocak 2018’de yapılacak. Saat 18.45’te konukların Ayasofya Müzesi önünde buluşmasıyla başlayacak olan tur 1,5 saatlik gezi ile 20.15’te sona erecek. Tur bitiminde katılımcılara Şerif Yenen’in kaleminden Quick Guide İstanbul Serisi Ayasofya Müzesi el kitapçıkları dağıtılacak.

İki büyük uygarlığın izlerini taşıyan ve 916 yıl kilise olarak hizmet veren Ayasofya, 1453 tarihinde İstanbul’un fethi ile Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye çevrilerek 482 yıl cami olarak kullanıldı. Atatürk’ün isteği üzerine, Bakanlar Kurulu Kararı ile müzeye çevrilerek 1 Şubat 1935 tarihinde ziyarete açıldı. Bugün ise Türkiye’nin en çok ziyaret edilen müzelerinden biri durumunda.

Şerif Yenen Hakkında

Setur’un Ayasofya Müzesi gece turuna rehberlik eden Şerif Yenen, turizm uzmanı, seyahat yazarı, turist rehberi, film yapımcısı ve konuşmacı olarak çeşitli çalışmalara imza atıyor. Yenen, Türkiye üzerine bir Türk tarafından yazılmış ilk gezi rehberi olan İngilizce Turkish Odyssey isimli kitabın da yazarı. Yener, Bilgi Üniversitesi ile Boğaziçi Üniversitesi, Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu’nda yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak Türkiye’nin kültürel mirası, Anadolu Uygarlıkları ve Turist Rehberliği dersleri veriyor.

Tur ile ilgili ayrıntılı bilgi için: www.setur.com.tr

SETUR HAKKINDA

1965 yılında Koç Holding şirketlerinden biri olarak kurulan Setur’un turizm alanında verdiği hizmetler; yurt içi ve yurt dışına dönük tur operatörlüğü ile otel satışı, IATA uçak bileti satışı, kongre ve seminer organizasyonları, outgoing ve yurt dışı eğitim alanları çatısı altında toplanmıştır.

2001 yılında Türkiye’nin en büyük online kurumsal seyahat portalı BookinTurkey.com’u da bünyesine alan Setur, 2017 yılında portalı Seturbiz.com ismiyle yenileyerek bir adım öteye taşımıştır.

Setur Duty Free tüm yurda yayılan havalimanları, kara sınır kapıları ve deniz limanlarında yaklaşık 15 bin metrekarelik alanda, 19 bölgede, 44 mağazasıyla gümrüksüz satış mağazaları işletmeciliği yapmakta ve bu faaliyetler Setur yıllık cirosunun önemli bir payını oluşturmaktadır.

1990 yılında kurulan Setair ise özel havacılık faaliyetlerini sürdürmektedir. Setair filosunda 14 yolcu kapasiteli 1 adet Falcon 7X tipi jet, 9 yolcu kapasiteli 2 adet Agusta Westland 139 tipi helikopter ve 8 yolcu kapasiteli Cessna Grand Caravan tipi deniz uçağı bulunmaktadır.



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2BhRXd1
via IFTTT