Sivrihisar Hava Gösterileri / Airshows sırasında Boğaç Erkan Beyden çok güzel kareler
from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2g67yzN
via IFTTT
havacılık haberleri, havayolu şirketleri ve sivil havacılık ile ilgili meraklarınızı gidermeye, bilgilerinizi güncellemeye davet ediyoruz.
Sivrihisar Hava Gösterileri / Airshows sırasında Boğaç Erkan Beyden çok güzel kareler
Çoğu kişi, obezitenin ve aşırı kilonun tip 2 diyabet, kalp rahatsızlığı, hipertansiyon ve yüksek kolesterol gibi bazı sağlık koşullarının riskini artırdığını biliyor ancak kanser gelişimindeki riskin arttığının farkında değiller. Obezite ile kanser arasındaki bağlar tam olarak bilinmemekle birlikte, çalışmalarda şu ana kadar obezite ve kanser arasında 11 bağlantı bulundu.
Sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl tahmini 121 bin 700 yeni kanser vakası aşırı kilo ile ilgili. Tüm kanser ölümlerinin yüzde 15-20’si fazla kiloya bağlı.
11 KANSER ÇEŞİDİ OBEZİTEYLE BAĞLANTILI
BariatrikLab Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi kurucusu Prof. Dr. Halil Coşkun’un verdiği bilgiye göre; kadınlarda menopoz sonrası meme kanseri, kolon kanseri (kalın barsak kanseri), boğaz kanseri, rahim kanseri, böbrek kanseri, pankreas kanseri obeziteyle bağıntılı kanser tipleri.
Karaciğer, böbrek, mide kanserleri, safra kesesi kanseri, yumurtalık kanseri, lenf kanseri ve omurilik kanseri obezitenin yakalanma riskini artırdığı kanser tipleri.
ATALARIMIZ İÇİN YAĞ GEREKLİYDİ…
Prof. Dr. Halil Coşkun, obezitenin kansere nasıl neden olduğu konusunda şu bilgileri verdi:
“Aşırı kaloriyi yağ olarak depolamanın bir zamanlar yararlı bir uygulama olduğunun akılda tutulması önemlidir, bu nedenle atalarımız yiyecek bulmak zor olduğunda hayatta kalabilirlerdi. Ancak şimdi, yüksek kalorili gıdaların hazır bulunduğu bir ortamda yaşıyoruz, bu nedenle uzun süren açlık durumlarıyla karşı karşıya kalmıyoruz. Bunun yerine, fazla kalori ve yağ depolanması riskiyle karşı karşıyayız.
Birisi obeziteden etkilenirse, bu doku fizyolojik değişiklikler geçirerek normal şekilde çalışmamasına neden olur. Bu işlev bozukluğu kanser gelişiminde ve ilerlemesinde önemli bir rol oynamaktadır.
KİLO VER KANSERDEN KORUN
Kanser, vücudun herhangi bir yerinde gerçekleşebilecek kontrolsüz büyüme hücrelerinden kaynaklanan bir hastalıktır. Obezite sıklıkla artan insülin (metabolizmayı düzenleyen bir hormondur) ve insülin benzeri büyüme faktörü-1 hormonunun (hücre büyümesini arttıran ve hücre ölümünü yavaşlatan bir hormondur) kandaki seviyesiyle ilişkilidir ve bu hormonlar hücrelerin büyümesine ve potansiyelinin aşırı uyarılmasına neden olabilir. Bu da kanser hücrelerini ortaya çıkarır.
Yağ hücreleri, hücre büyümesini uyaran veya baskılayan hormonlar üretir. Daha zayıf bireylere kıyasla şişman kişilerde yağ hücresi boyutunda ve miktarında bir artış vardır. Şişmanlık döneminde, yağ hücreleri hücre büyümesini uyaran daha fazla leptin ve hücre çoğalmasını yavaşlatan daha az adinopektin üretir. Bu hormonların hepsi, kanser hücresi oluşumu riskini arttırırlar (tüm kanser türleri için).
Obezitede ekstra yağ dokusunda bağışıklık hücrelerinin sayısı artmaktadır. Bu bağışıklık hücreleri, artan kanser riski ile ilişkili olan kronik iltihaplanma hali ile sonuçlanabilecek iltihaplı maddeleri salgılarlar.
Menopozdan sonra, bir kadının yumurtalıkları östrojen üretmeyi durdurur ve birincil östrojen kaynağı kadının vücut yağıdır. Menopoz sonrası yıllarda vücut yağ oranı yüksek olan bir kadının yüksek östrojen seviyesine sahip olması beklenir. Aşırı östrojen, menopoz sonrası meme kanseri ve rahim kanseri riski artışı ile ilişkilidir.
Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü (AICR), göğüs kanserlerinin yüzde 38’inden, kolon ve rektum kanserlerinin yüzde 50’sinden, boğaz kanserlerinin yüzde 69’undan, böbrek kanserlerinin yüzde 24’ünden ve pankreas kanserlerinin yüzde 19’undan insanlar kendilerini sağlıklı bir şekilde kilo vererek koruyabilir.”
KANSERİ ÖNLEMEK İÇİN 10 ÖNERİ
Öte yandan, kanser riskini azaltabilecek yaşam tarzı değişiklikleri konusunda halkı eğitmek için AICR ve Dünya Kanser Araştırma Fonu, “Gıda, Beslenme, Fiziksel Aktivite ve Kanser Önleme: Küresel Bir Perspektif” başlıklı bir rapor yayınlamak için işbirliği yaptı. Bu raporda, ünlü bilim adamları binlerce bilimsel çalışmayı gözden geçirdi ve kanseri önlemek için 10 öneri geliştirdi. Prof. Dr. Halil Coşkun, bu öneriler hakkında şu bilgileri verdi:
1-SAĞLIKLI BİR KİLODA OLUN VE BEL ÇEVRENİZİ KORUYUN
18.5-25 kg /m2 arasında sağlıklı Vücut Kitle İndeksi (VKİ) hedefleyin. Fazla yağın vücutta depolandığı yer kanser riskini etkiler. Göbek etrafındaki fazla yağ ya da “karın içi yağ”, kolon, pankreas, rahim ve menepoz sonrası meme kanseri gibi bazı kanser riskini artırır. Aynı zamanda kalp rahatsızlığı ve tip 2 diyabet riskini de artıracaktır. Bel çevresi, kadınlarda 80 cm, erkekler için 94 cm üstünde olmamalıdır.
2-FİZİKSEL AKTİVİTEYİ ARTIRIN
Daha az hareketli bir yaşam tarzı izlemenin kolay olduğu bir ortamda yaşıyoruz. Televizyon izlemek, bilgisayarda çalışmak, işe gitmek gibi. Fiziksel hareketsizlik çok sayıda zararlı etkiye sahiptir. Kolon ve meme kanseri, tip 2 diyabet, kalp krizi ve inme riskini arttırır. Herhangi bir fiziksel aktivite, yukarıda sayılanların herhangi birinden daha iyidir, bu nedenle yavaş başlayın ve her gün 30 dakikalık ılımlı bir fiziksel aktivite (kalp atış hızınızı arttıran ve nefesinizi zorlaştıran herhangi bir egzersiz) hedefi haline getirin. Fiziksel aktivite aynı zamanda sağlıklı kilo vermenize yardımcı olur.
3-ŞEKER KATKILI İÇECEKLERDEN KAÇININ
Şekerle şekerlendirilmiş içeceklere örnek sodalı içecekler, tatlandırılmış hazır kahveler ve tatlı çaydan oluşan içeceklerdir. Bu tür içeceklerin kullanımı kolaydır ve günlük toplam kalori alımımızı arttırmayı kolaylaştırırlar. Hiçbir besin değeri olmayan, yüksek karbonhidrat içeriğine sahiplerdir. Sağlıklı bir alternatif su veya sıfır kalorili içecekler, örneğin şekersiz çaylar uzmanlar tarafından önerilir.
Yediğimiz yiyeceklerin kalori içeriğine bakmak, sağlıklı bir kilo elde etmemize ve korumamıza yardımcı olabilir. Bu tür içeceklerin her yudumunda yüksek miktarda kalori bulunur. Bu gıda maddeleri genellikle işlenir ve daha fazla yağ veya rafine edilmiş karbonhidrat içerir.
4-BİTKİ BAZLI DİYET YAPIN
Meyve, sebze, tahıl, fıstık ve baklagiller içeren bitki temelli bir diyet yemenin birkaç yararı vardır. Bu diyet, bağırsaklar için sağlıklıdır ve yediğiniz gıdaları sindirme kabiliyetinizi geliştiren yüksek bir lif içeriğine sahiptir. Lif, kilo yönetimine yardımcı olur. Bitki temelli bir diyet, vücudunuza doğal formda vitaminler ve mineraller de sağlar. Aynı zamanda meyve ve sebzelerde bulunan antioksidanlar (hücre hasarını geciktiren ve önleyen moleküller) vücut hücrelerinin kansere neden olan maddelerden korunmasına yardımcı olur. Amaç tabağın üçte ikisini mümkün olduğunca bitki temelli gıda maddeleri ile doldurmaktır.
5-KIRMIZI ETİ SINIRLANDIRIN, İŞLENMİŞ ETTEN OLABİLDİĞİNCE KAÇININ
Kırmızı et (yani sığır ve kuzu eti) ile kolon ve rektal kanserler arasında kuvvetli bir bağ vardır. Kırmızı ete renk veren demir, kolonun üstündeki hücrelere zarar verebilir. Kırmızı eti haftada 500 gr kadar yemek güvenli. Ancak alınan her 50 gr için (bu sınırın üstünde) kanser riski yüzde 15 artacaktır. Tuzlanmış ve tütsülenmiş etler kanser riskini artırır. Bu yüzden uzmanlar, işlenmiş etten uzak durmanızı önerir.
6-ALKOL TÜKETİMİNİN SINIRLANDIRILMASI
Araştırmalar, alkolün erkeklerde ağız, boğaz, ses teli, göğüs kanseri ve kolon veya rektal kanser gibi çeşitli kanser risklerini artırabildiğini göstermiştir. Alkolün kadınlar için günde bir içki ile erkekler için günde iki içkiyle sınırlı olması önerilir.
Alkol alımını sınırlamak kilo kontrolüne de yardımcı olabilir.
7-TUZ TÜKETİMİNİ SINIRLAYIN
Yüksek tuz tüketimi, mide ve boğaz kanseri riskinde artışa neden olmuştur. İşlenmiş et, özellikle tuzlanmış et yüksek bir tuz içeriğine sahiptir. Tahıl, pizza, cips, konserve çorba, dondurulmuş yemekler ve erişte gibi diğer işlenmiş yiyecekler tuz alımını günde önerilen 2 bin 400 mg’dan (yaklaşık 1 tatlı kaşığı) yukarı çıkarabilir.
Ne kadar tuz yeter?
Alımı günde 2 bin 300 mg’ın altına düşürün ve 51+ yaşındaki yetişkinler için günlük bin 500 mg alımını daha da azaltın.
8-DOĞAL BESİNLER YERİNE TAKVİYELERİ KULLANMAKTAN KAÇININ
Takviye maddeleri vücudunuzu kansere karşı korumak için kullanılmamalıdır. İhtiyaç duyduğumuz besin maddelerini doğal biçimde almak en iyisidir. Ayrıca çok yüksek miktarda vitamin ve mineral takviyelerinin artmış kanser riski ile ilişkili olduğunu akılda tutmak önemlidir. Aşağıdaki gruplar için besin takviyeleri önerilir: Doğurganlık çağındaki kadınlar, hamile ve emziren kadınlar, 6 ay ve 5 yaş arasındaki çocuklar, yaşlılar ve obezite ameliyatı geçirmiş hastalar.
9-EMZİRMEK YENİ ANNELERE YARDIMCI OLABİLİR
Emzirmek anne ve bebek sağlığı açısından iyidir. Anneyi, vücuttaki kanser üreten hormonları azaltarak meme kanserine karşı korur ve aşırı kilo veya obeziteden etkilenmesini önler.
10-KANSERDEN KURTULANLAR TÜM YÖNERGELERİ TAKİP ETMELİDİR
AICR, kanser hastalarının bu makalede belirtilen dokuz kanser önleme stratejisini izlemelerini öneriyor.
Genel kanser riskimiz yaşamımız boyunca yaşam tarzımızdan etkilenir. Kanser önlemeye başlamak için asla erken veya geç değildir ve en önemlisi, günümüzde sürdürülebilir küçük günlük değişiklikler yaparak yaşam boyu kanser riskini azaltabiliriz.”
Mobil oyunlar deyince ilk olarak gençler ve çocuklar akla geliyor. Hatta çoğu zaman annelerin telefonları çocuklara verdikleri ve onların oyun oynadıkları söylense de AdColony’nin Nielsen partnerliğinde gerçekleştirdiği “Türkiye’de Annelerin Mobil Oyunlarla İlişkisi” araştırması anneler hakkında bilmediğimiz yepyeni bilgiler ortaya koydu. Araştırma sonucuna göre anneler de en az çocuklar kadar oyunlara meraklı ve fırsat buldukça aktif olarak mobil oyun oynuyorlar.
Türkiye’de Mobil Oyunlar araştırmasının ikinci ayağı olan “Türkiye’de Annelerin Mobil Oyunlarla İlişkisi” araştırması ile “Anneler” özelinde daha önce eşi görülmemiş datalar elde edildi. Araştırma, 3 büyük ilde temsiliyeti yüksek bir örneklem grubuylagerçekleştirildi.
AdColony Türkiye olarak geçtiğimiz aylarda Nielsen partnerliğinde Türkiye’de eşine rastlanmamış bir “mobil oyun araştırması” hayata geçirerek eşsiz datalar elde ettiklerini belirten AdColony CEO’su Volkan Biçer “Genel çerçeveyi görebildikten sonra mobil oyunlara dair aklımızı kurcalayan diğer sorulara da yavaş yavaş cevaplar bulabilmek adına daha spesifik gruplar özelinde çalışmalarımıza Nielsen’le birlikte devam ettik” dedi.
“Türkiye’de Mobil Oyun ve Oyuncular” araştırmasının ikinci aşamasında annelere odaklandıklarına dikkat çeken Biçer, şöyle devam etti:
“Annelerin akıllı cihazlarında oyun oynayanların sadece çocuklar olmadığını, annelerin nasıl oyunlar sevdiğini, ne zamanlarda oyun oynamayı tercih ettiğini ve daha bir çok datayı bize sunan bu araştırma ile mobil oyuncular arasında belki de en az tanıdıklarımızdan biri olan anneleri daha iyi anlayabilme imkanı yakalamış olduk.”
Annelerin mobil oyunlarla ilişkisinin incelendiği araştırmaya katılan annelerin %70’inden daha fazlası her gün mobil oyunlar oynadıklarını dile getirdi. Özellikle 18-35 yaş arası genç anneler grubunda bu oran %80’e yaklaştı. Araştırmada haftada bir gün oyun oynadığını söyleyen annelerin oranı ise %17,5 oldu.
Mobil oyun oynama konusunda annelerin büyük çoğunluğunun oldukça aktif olduğunun ortaya çıktığı araştırmada annelerin neler oynadığına bakıldığında ise; %52,5 oranla bilgi oyunları ilk sırada, %33,8’le puzzle’lar 2. sırada ve %33 oranla strateji oyunları 3. sırada yer aldı. Araştırma sonuçlarına göre; ilk 3 kategoriyi sırasıyla okey, tavla gibi masa oyunları ve macera aksiyon oyunları takip etti.
Mobil oyunlara oldukça ilgi duyan annelerin en çok tercih ettiği teknolojik cihazlarda sahiplik durumuna bakıldığında %99,8’lik oranla akıllı telefonlar açık ara birinci oldu. Anneler arasında en popüler teknolojik cihazın akıllı telefonlar olduğunun belirlendiği araştırmada tercih edilen diğer teknolojik cihazların ise %57,8 oranla masaüstü/dizüstü bilgisayarlar, %31 kullanım oranı ile tablet cihazlar olduğu ortaya konuldu.
Akıllı telefona sahip olma oranının neredeyse %100 yaklaştığı araştırmada anneleremobil oyunları oynadıkları cihazlar sorulduğunda ilk sırada yine akıllı telefonlar yer aldı. Annelerin %96’sı akıllı telefonlarından aktif olarak oyun oynadıklarını dile getirirken, tablet cihazlarından mobil oyun oynadıklarını söyleyene annelerin oranı %24 oldu.
Araştırmada annelere mobil oyun oynarken aynı zamanda neler yaptıkları, hangi zamanlarda oyun oynamayı tercih ettikleri de soruldu. Araştırmaya katılan anneler, mobil oyunları en yüksek oranla evde dinlenirken, rahat oldukları zamanlarda oynamayı tercih ettiğini ifade etti. Araştırma sonuçlarına göre; anneler en çok evde dinlenirken, müzik dinlerken, televizyon izlerken ve yemek yaparken mobil oyun oynamayı tercih ediyor.
AdColony Hakkında
AdColony 1.4 milyar kullanıcı erişimi ile beraber dünyanın en büyük mobil reklam platformları arasında yer almaktadır. Mobil reklam sektörünü büyütme ana misyonu ile beraber kullanıcılara reklam anlamında en yüksek kalitede etkileşim ile ulaşmaya odaklanan Adcolony, Fortune 500 içerisinde yer alan markaların ve dünyanın en çok kullanılan uygulamalarının %85’inin güvenini sağlamıştır. Instant-Play™ mobil video reklam teknolojisi, global performans bazlı reklam gücü, yaratıcı kreatif mobil rich media çözümleri, Top 1000 uygulama içerisinde kullanılan SDK’sı ile beraber markaların tüketicilere, onların hayatlarındaki en önemli ekran üzerinden ulaşmalarını sağlıyoruz. Yüzde 100 Opera ASA iştiraki olan Adcolony dünya çapında 20 ofisi ile beraber global bir organizasyon olarak hizmet vermektedir.
AdColony Türkiye Interactive Advertising Bureau (IAB) ve Mobile Marketing Association (MMA) üyesidir.
Üzerinizde duygusal yük oluşturan olaylar belirli bir süre sonra zihinsel ve fiziksel sağlığınızı riskli durumlara sürükleyebilir. Fakat buna karşı bir panzehir var: Yazmak…
Yazmanın zor günler geçirmekte olan insanlar için tutunacakları bir dal olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, kalemi kağıda koymanın ya da parmakları klavyeye uzatmanın iyileştirici gücü hakkında şu bilgileri verdi:
YAZARAK DIŞA VURUN
“Bütün sıkıntıların, içe atılan, ifade edilmeyen duyguların bir şekilde dışavurumu şart… Duygularla yüzleşmenin ve olumsuz duyguları zayıflatmanın en kestirme yolu onları bir şekilde ifade etmektir. Mesela kötü bir evliliği nihayet son erdirmeye karar vermişsinizdir diyelim. Bu kararı almak uygulamaya sokmak ve sonrasındaki geçiş dönemi size oldukça stresli, gerilimli bir süreç yaşatabilir. Geçici bir stres, gerilim olsa da sağlığınız için risk oluşturabilir.
İçeride dönüp duran duyguları ifade etmek, dışa vurak gerektiğini her zaman söylüyoruz ve fakat bunun etkili yollarından biri de yazmak… Bu endişeleri ve korkuları anlatı yazılarıyla dışa vurmak, uzun vadeli zararları önlemeye bir terapist kadar yardımcı olabilir.
Eğer bir şey kafanızda kalırsa ve bunu tekrar etmeye devam edersiniz, kendinizi yiyip bitirirsiniz. Ama kalemi sayfaya koyduğunuz zaman içinizdeki kemirgenlik yok olacaktır.
GÜNDE EN AZ 15-20 DAKİKA YAZIN
Düşüncelerinizi kağıda dökmek, duygularınızı kontrol etmenize yardımcı olur. Yazdıkça içinizi kemirip giden şeyler dağılacaktır. Günde en az 15-20 dakika yazmalısınız. Yazdıkça daha az endişeli ve daha az depresif hissettiğinizi farkedeceksiniz.
KARAR VERMENİZE YARDIMCI OLUYOR
Bütün bu birbirinden ayrı bilgi parçalarını ele alıyorsunuz ve bir araya getiriyorsunuz. Bu anlatı, bu deneyimin sizin için ne ifade ettiğini anlamanıza yardımcı oluyor. Yazdıkça zihniniz sakinleşiyor, gevşeme etkisi yapıyor. Hikaye anlatmanın büyüsü, yaşananlar hakkında bir karar vermenize yardımcı oluyor. Somut olarak yazıya dönüştürmek soruna karşı sizi aktif bir pozisyona sokuyor.
YAZMAK KALBE VE KARACİĞERE İYİ GELİYOR
Ayrıca bağışıklık sisteminizin de çok daha güçlü olduğunu göreceksiniz. Yazı yazmanın vücutta yarattığı değişikler araştırılmış ve karaciğerin daha iyi fonksiyonlar göstermesine kadar çeşitli faydalar bulunmuştur. Bu araştırmalar, ayrılıktan sonra kendi hikayenizi anlamlı ve yaratıcı bir şekilde yazmanın kardiyovasküler sisteminizin daha iyi çalıştıracağını gösteriyor.”
TERAPÖTİK YAZI NASIL YAZILMALI?
– Sinir, hazmedememe, üzüntü gibi olumsuz duygular içinizde savurup atamayacağınız bir yüke dönüşmeye başlamışsa elinize kalemi kağıdı almalısınız.
– En az 15 dakika boyunca yazmalısınız, bunun için zaman ayırın.
– Gün içinde içinizde yükselen duyguları da olabildiğince eşzamanlı yazabilirsiniz, vaktiniz yoksa, içinizden geçenleri kafanızda dönüp duran düşünceleri , hissettiklerinizi ilk fırsatta yazıya dökmelisiniz.
– Duyguları yazmalısınız; bir olaya bağlı ise elbette olayı da anlatırsınız, fakat sıkıntıyı nasıl hissediyorsanız onları mutlaka yazmalısınız.
– Edebi bir üslup olması gerekmiyor, kopuk da olsa, basit cümleler de olsa yeterli, içinizden geldiği gibi yazın.
– Kendinize sansür uygulamayın, hiç durmaksızın en az 15 dakika sorunla ilgili bütün hisleri, çağrışımları yazın.
– Yazdıklarınızı terapistinizle paylaşabilirsiniz. Yoksa sorun değil. 4-5 gün sonra ilk yazdıklarınızla o anki durumunuzu kıyasladığınızda daha iyi bir duygusal durumda olduğunuzu gözlemleyebilirsiniz.