13 Eylül 2017 Çarşamba

Avrupa’da yolcu sayısını en çok arttıran Türkiye oldu Brüksel’de  13 Eylül 2017 tarihinde bugün, Avrupa havaalanı ticaret organı ACI EUROPE Temmuz ayı hava trafiği raporunu açıkladı. Rapor, her türlü sivil havacılık yolcu uçuşlarını detaylı içeren tek  havacılık endüstrisi raporudur( tam hizmet veren havayolları, düşük maliyetli havayolları ve charter). Temmuz ayının en yoğun ayı boyunca Avrupa havalimanlarındaki yolcu trafiğinin geçen ayın dinamikleri doğrultusunda +% 9.6 oranında arttığını ortaya koyuyor. Bu performans, başta Avro Bölgesi olmak üzere ekonomik genişlemedeki ivme kazanmanın yanı sıra, içerdiği petrol fiyatları , Rusya’da ve Türkiye’de havayolu taşımacılığına olan güçlü talebin geri dönüşünden kaynaklanmaktadır. AB pazarı seyrini sürdürdü ve ay boyunca yolcu trafiğinde +% 7.6 artış ( Haziran ayına göre biraz daha düşük olmakla birlikte +% 8.8) gösterdi. Doğu Avrupa Birliği ülkeleri, Kıbrıs, Finlandiya, Lüksemburg, Malta ve Portekiz ile birlikte hemen hemen hepsinin iki haneli büyüme kaydetmesiyle dinamiklik kazandı. Bu arada, AB dışı pazardaki yolcu trafiği +% 17.5 arttı ( Haziran ayına kıyasla (+% 15.1) daha da gelişme kaydetti ). Temmuz ayında Türkiye, sadece geçen yılki trafik kayıplarını telafi etmekle kalmayıp aynı zamanda Rusya’dan gelen güçlü talebin de katkısıyla arttığını görüldü. Temmuz ayında Atatürk Havalimanı yüzde 17,6 Sabiha Gökçen Havalimanı yüzde 12,7 yolcu artışı ile Avrupa’nın ilk üç havalimanı içine girdi. Antalya Havalimanı yüzde 64,2 yolcu artışı ile 10-25 milyon yolcu kapasiteli havaalanları içinde ilk, Esenboğa Havalimanı ikinci sırada… Geçtiğimiz ay Avrupa’da yolcu sayısını en çok arttıran ilk 5 havalimanının dördü ülkemizin.   En iyi 5 Avrupa havalimanı performansı Temmuz ayında % 6.3 artarak devam etmiştir. İstanbul-Atatürk (+% 17.6), ardından Amsterdam-Schiphol (+% 5.6), Paris-CDG (+% 5.4), Frankfurt (+% 4.4) ve Londra-Heathrow’a (% 1.2) kısıtlı kapasiteyle liderlik yaptı. Avrupa havaalanı şebekesi genelindeki kargo trafiği bir önceki aya göre% 10.5 artarak devam etti. Uçak hareketleri + 5.2% büyümeyle beklentileri aştı – yıllar içinde en yüksek artış.   GROUP 1: Yılda 25 milyon yolcudan fazlasına hizmet veren havalimanları +% 6.1 arttı. Moskova SVO (+ 22.9%), İstanbul IST (+ 17.6%), İstanbul SAW (+ 12.7%), Oslo (+% 9.4) ve Barselona-El Prat (+% 8,0) GROUP 2: Yılda 10- 25 milyon yolcuya hizmet veren havalimanları +% 14.2 arttı. Warsaw WAW (+31.5%), Lisbon (+21.1%), Malaga (+20.8%), Tel Aviv (+20.6%) ,Alicante (+19.8%) GROUP 3: Yılda 5- 10 milyon yolcuya hizmet veren havalimanları +% 10.2 arttı. Naples (+29%), Keflavik (+22.2%), Kiev (+20.2%), Toulouse-Blagnac (+19.7%) ve Riga (+16.2%) GROUP 4: Yılda 5 milyon yolcudan azına hizmet veren havalimanları +% 11.3 arttı. Rovaniemi (+15,321.1%), Grenoble (+4,763.3%), Bucharest BBU (+588.2%), Nis (+421.2%) ve Kaunas (236.2%)   ACI EUROPE Havalimanı Trafik Raporu – Temmuz 2017′ Avrupa hava yolcu trafiğinin% 88’inden fazlasını temsil eden 247 havalimanından oluşmaktadır.

Brüksel’de  13 Eylül 2017 tarihinde bugün, Avrupa havaalanı ticaret organı ACI EUROPE Temmuz ayı hava trafiği raporunu açıkladı.

Rapor, her türlü sivil havacılık yolcu uçuşlarını detaylı içeren tek  havacılık endüstrisi raporudur( tam hizmet veren havayolları, düşük maliyetli havayolları ve charter).

Temmuz ayının en yoğun ayı boyunca Avrupa havalimanlarındaki yolcu trafiğinin geçen ayın dinamikleri doğrultusunda +% 9.6 oranında arttığını ortaya koyuyor.

Bu performans, başta Avro Bölgesi olmak üzere ekonomik genişlemedeki ivme kazanmanın yanı sıra, içerdiği petrol fiyatları , Rusya’da ve Türkiye’de havayolu taşımacılığına olan güçlü talebin geri dönüşünden kaynaklanmaktadır.

AB pazarı seyrini sürdürdü ve ay boyunca yolcu trafiğinde +% 7.6 artış ( Haziran ayına göre biraz daha düşük olmakla birlikte +% 8.8) gösterdi.

Doğu Avrupa Birliği ülkeleri, Kıbrıs, Finlandiya, Lüksemburg, Malta ve Portekiz ile birlikte hemen hemen hepsinin iki haneli büyüme kaydetmesiyle dinamiklik kazandı.

Bu arada, AB dışı pazardaki yolcu trafiği +% 17.5 arttı ( Haziran ayına kıyasla (+% 15.1) daha da gelişme kaydetti ).

Temmuz ayında Türkiye, sadece geçen yılki trafik kayıplarını telafi etmekle kalmayıp aynı zamanda Rusya’dan gelen güçlü talebin de katkısıyla arttığını görüldü.

  • Temmuz ayında Atatürk Havalimanı yüzde 17,6 Sabiha Gökçen Havalimanı yüzde 12,7 yolcu artışı ile Avrupa’nın ilk üç havalimanı içine girdi.
  • Antalya Havalimanı yüzde 64,2 yolcu artışı ile 10-25 milyon yolcu kapasiteli havaalanları içinde ilk, Esenboğa Havalimanı ikinci sırada…
  • Geçtiğimiz ay Avrupa’da yolcu sayısını en çok arttıran ilk 5 havalimanının dördü ülkemizin.

 

En iyi 5 Avrupa havalimanı performansı Temmuz ayında % 6.3 artarak devam etmiştir. İstanbul-Atatürk (+% 17.6), ardından Amsterdam-Schiphol (+% 5.6), Paris-CDG (+% 5.4), Frankfurt (+% 4.4) ve Londra-Heathrow’a (% 1.2) kısıtlı kapasiteyle liderlik yaptı.

Avrupa havaalanı şebekesi genelindeki kargo trafiği bir önceki aya göre% 10.5 artarak devam etti. Uçak hareketleri + 5.2% büyümeyle beklentileri aştı – yıllar içinde en yüksek artış.

 

  • GROUP 1: Yılda 25 milyon yolcudan fazlasına hizmet veren havalimanları +% 6.1 arttı. Moskova SVO (+ 22.9%), İstanbul IST (+ 17.6%), İstanbul SAW (+ 12.7%), Oslo (+% 9.4) ve Barselona-El Prat (+% 8,0)
  • GROUP 2: Yılda 10- 25 milyon yolcuya hizmet veren havalimanları +% 14.2 arttı. Warsaw WAW (+31.5%), Lisbon (+21.1%), Malaga (+20.8%), Tel Aviv (+20.6%) ,Alicante (+19.8%)
  • GROUP 3: Yılda 5- 10 milyon yolcuya hizmet veren havalimanları +% 10.2 arttı. Naples (+29%), Keflavik (+22.2%), Kiev (+20.2%), Toulouse-Blagnac (+19.7%) ve Riga (+16.2%)
  • GROUP 4: Yılda 5 milyon yolcudan azına hizmet veren havalimanları +% 11.3 arttı. Rovaniemi (+15,321.1%), Grenoble (+4,763.3%), Bucharest BBU (+588.2%), Nis (+421.2%) ve Kaunas (236.2%)

 

ACI EUROPE Havalimanı Trafik Raporu – Temmuz 2017′ Avrupa hava yolcu trafiğinin% 88’inden fazlasını temsil eden 247 havalimanından oluşmaktadır.



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2joSOQP
via IFTTT

Mersin Limanı’nda el konulan taklit ürünler imha edildi


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2w8TuQE

Mersin Limanı’nda el konulan taklit ürünler imha edildi Schaeffler taklit ürüne karşı uyarıyor Schaeffler 2004 yılında, ürün ve marka korsanlığıyla mücadele etmek için merkezi bir departman kurdu, bu departman dünya çapında bugüne kadar binlerce vakayla ilgilendi. Schaeffler Türkiye de Gümrük Kanunu’na uygun şekilde başvurarak Gümrük Müdürlükleri nezdinde markalarının takibini yaptırmaktadır. Elektronik ortamda yapılan bu başvuru çerçevesinde Mersin Gümrük Müdürlüğü en son olarak Çin’den Türkiye’ye ithal edilmeye çalışılan ve orijinal olması durumunda piyasa değeri 250.000 Euro’yu aşacak olan yarım konteyner FAG markalı rulmanın gümrük işlemlerini durdurdu ve ürünleri incelemesi için Schaeffler’e bildirimde bulundu. Mersin Gümrüğü’ne giden Schaeffler uzmanları yaptıkları incelemede rulmanların taklit olduğunu tespit etti. Schaeffler tarafından derhal Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yasal işlem başlatıldı, taklit ürünlere el konuldu. Açılan ceza davası sonucunda taklit rulmanları ithal eden firma yetkilisinin 10 ay hapis cezasına mahkumiyetine ve taklit rulmanların müsaderesine karar verildi. Kararın kesinleşmesini müteakiben taklit ürünler İskenderun’daki bir demir-çelik tesisinde gümrük memuru gözetiminde eritilerek imha edildi. Mersin’in ardından farklı illerde de polis nezaretindeki baskınlar sürdürülüyor. Adana’da yapılan baskında da taklit rulmanlar ele geçirildi. Konuyla ilgili yasal süreç devam ediyor. Schaeffler, distribütörlerinin böyle bir durumla karşılaşmaması için çeşitli önlemler sunuyor. Schaeffler Türkiye Genel Müdürü Mehmet Safaltın, konuyla ilgili önlemleri şöyle sıralıyor: “ Biz “Ürün korsanlığına Hayır” broşürü gibi basılı materyallerimizle ürün korsanlığıyla mücadele için bayilerimizi ve kullanıcıları uyarıyoruz. Satın aldığınız Schaeffler ürünlerinin orijinal olup olmadığına dair en ufak bir şüpheniz bile varsa lütfen piracy@schaeffler.com adresine bu ürünün fotoğrafını bir e-posta ekinde gönderin, uzman mühendislerimiz gerekli kontrolleri yapsın ve size ücretsiz raporlarını iletsin. Bunun yanı sıra doğrudan Schaeffler’den orijinal ürün alan ve ek olarak uzman tavsiyesi ve kapsamlı hizmet sunan yetkili distribütörlerimizden ürünlerimizi tedarik etmenizi tavsiye ediyoruz. Aksi takdirde Schaeffler bu ürünlerin kaç el değiştirdikleri, kullanım ömrü boyunca teknik gereksinimlere uygun olarak depolanıp depolanmadığı hakkında herhangi bir açıklama yapamaz. Doğru kaynaktan ürün aldığınızı kontrol etmeniz için tüm yetkili Schaeffler distribütörleri (endüstri) web sitemizde listelenmiştir: http://ift.tt/2w7rtbRtış Noktaları.” Schaeffler internet veri tabanını kullanarak ürünle ilgili sertifikaların kontrol edilebileceğini de belirten Safaltın, “Daha rekabetçi koşullar ve basitleştirilmiş satın alma söz konusu olduğunda, küreselleşme anahtar kelimedir. Ancak küreselleşme taklit malların üretimini ve satışını daha kolay bir hale getirmiştir. Taklitçilerin ağı tüm dünyayı kaplamakta ve taklitçiliği küresel bir problem haline getirmektedir. Schaeffler’in ürün ve marka korsanlığıyla mücadele etmek için 2004 yılından beri merkezi bir departmanı bulunuyor. Bugüne kadar incelenen binlerce vakadan edinilen deneyimler doğrultusunda şirket marka hakkı ihlali izleme stratejisi geliştirmiştir. Örneğin, tüm yeni etiketlerde ürüne özel karekod kullanmaktayız. Bu kodlar http://ift.tt/2jnqkHu ücretsiz olarak kolayca indirilebilen Schaeffler OriginCheck App ile sorgulanabiliyor” dedi. Schaeffler Marka Koruma Ekibi, müşterilerin güvenilir kaynaklardan orijinal ürün alabilmelerini destekleyerek, tüm taklitçilik şüphelerinin piracy@schaeffler.com adresine bildirilmesini talep ediyor. Taklitçiliğin sadece saat, kozmetik, çanta gibi lüks markaları etkileyen bir sorun olduğu düşünülse de bugün piyasada neredeyse her şeyin özellikle de rulman gibi önemli güvenlik unsuru olan endüstriyel ürünlerin de taklitleri bulunuyor. Ürünü güvenilir kaynaklardan aldığına inanan distribütörler bile maalesef Avrupa ve ABD’de büyük çapta taklitçilik vakalarına yakalanabiliyor. Gerçekten risk almaya değer mi? Taklit ürünlerin bir hastanenin acil bölümüne güç sağlayan sisteminde, her gün kullandığımız özel otomobilimizde, mühim kargoları taşıyan kamyonlarda ya da bir trenin tekerlek setlerinde kullanıldığını düşündüğümüzde özellikle güvenlik unsuru olan rulmanların hiçbir şekilde risk almaya değmeyeceği açıkça görülmektedir. Distribütör açısından taklitçiliğin sonuçları : ▸ Taklit ürünlerin, original ürün üreticileri yanı sıra son kullanıcıya olan satışından kaynaklanan tüm zararlardan da sorumlu olma ▸ Zarar görmüş tarafın hukuk davaları ▸ Orijinal üreticiden herhangi bir tazminat talep edilememesi ▸ İmaj zedelenmesi ▸ Satış kaybı ▸ Mali çöküntüye bile sebep olabilecek zarar ▸ Hapis cezasını bile içerebilen cezai sonuçlar Son müşteri açısından riskler: ▸ Can ve mal kaybı riski ▸ Müteakip yüksek maliyetler ▸ Üretimin durması ▸ Taklit parça monte etmek şirketin kendi ürününün kalitesini düşürdüğü için imaj zedelenmesi ▸ Yüksek bakım maliyetleri

Schaeffler taklit ürüne karşı uyarıyor

Schaeffler 2004 yılında, ürün ve marka korsanlığıyla mücadele etmek için merkezi bir departman kurdu, bu departman dünya çapında bugüne kadar binlerce vakayla ilgilendi. Schaeffler Türkiye de Gümrük Kanunu’na uygun şekilde başvurarak Gümrük Müdürlükleri nezdinde markalarının takibini yaptırmaktadır.

Elektronik ortamda yapılan bu başvuru çerçevesinde Mersin Gümrük Müdürlüğü en son olarak Çin’den Türkiye’ye ithal edilmeye çalışılan ve orijinal olması durumunda piyasa değeri 250.000 Euro’yu aşacak olan yarım konteyner FAG markalı rulmanın gümrük işlemlerini durdurdu ve ürünleri incelemesi için Schaeffler’e bildirimde bulundu. Mersin Gümrüğü’ne giden Schaeffler uzmanları yaptıkları incelemede rulmanların taklit olduğunu tespit etti.
Schaeffler tarafından derhal Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yasal işlem başlatıldı, taklit ürünlere el konuldu. Açılan ceza davası sonucunda taklit rulmanları ithal eden firma yetkilisinin 10 ay hapis cezasına mahkumiyetine ve taklit rulmanların müsaderesine karar verildi. Kararın kesinleşmesini müteakiben taklit ürünler İskenderun’daki bir demir-çelik tesisinde gümrük memuru gözetiminde eritilerek imha edildi.
Mersin’in ardından farklı illerde de polis nezaretindeki baskınlar sürdürülüyor. Adana’da yapılan baskında da taklit rulmanlar ele geçirildi. Konuyla ilgili yasal süreç devam ediyor.
Schaeffler, distribütörlerinin böyle bir durumla karşılaşmaması için çeşitli önlemler sunuyor. Schaeffler Türkiye Genel Müdürü Mehmet Safaltın, konuyla ilgili önlemleri şöyle sıralıyor: “ Biz “Ürün korsanlığına Hayır” broşürü gibi basılı materyallerimizle ürün korsanlığıyla mücadele için bayilerimizi ve kullanıcıları uyarıyoruz. Satın aldığınız Schaeffler ürünlerinin orijinal olup olmadığına dair en ufak bir şüpheniz bile varsa lütfen piracy@schaeffler.com adresine bu ürünün fotoğrafını bir e-posta ekinde gönderin, uzman mühendislerimiz gerekli kontrolleri yapsın ve size ücretsiz raporlarını iletsin. Bunun yanı sıra doğrudan Schaeffler’den orijinal ürün alan ve ek olarak uzman tavsiyesi ve kapsamlı hizmet sunan yetkili distribütörlerimizden ürünlerimizi tedarik etmenizi tavsiye ediyoruz. Aksi takdirde Schaeffler bu ürünlerin kaç el değiştirdikleri, kullanım ömrü boyunca teknik gereksinimlere uygun olarak depolanıp depolanmadığı hakkında herhangi bir açıklama yapamaz. Doğru kaynaktan ürün aldığınızı kontrol etmeniz için tüm yetkili Schaeffler distribütörleri (endüstri) web sitemizde listelenmiştir: http://ift.tt/2w7rtbRtış Noktaları.”
Schaeffler internet veri tabanını kullanarak ürünle ilgili sertifikaların kontrol edilebileceğini de belirten Safaltın, “Daha rekabetçi koşullar ve basitleştirilmiş satın alma söz konusu olduğunda, küreselleşme anahtar kelimedir. Ancak küreselleşme taklit malların üretimini ve satışını daha kolay bir hale getirmiştir. Taklitçilerin ağı tüm dünyayı kaplamakta ve taklitçiliği küresel bir problem haline getirmektedir. Schaeffler’in ürün ve marka korsanlığıyla mücadele etmek için 2004 yılından beri merkezi bir departmanı bulunuyor. Bugüne kadar incelenen binlerce vakadan edinilen deneyimler doğrultusunda şirket marka hakkı ihlali izleme stratejisi geliştirmiştir. Örneğin, tüm yeni etiketlerde ürüne özel karekod kullanmaktayız. Bu kodlar http://ift.tt/2jnqkHu ücretsiz olarak kolayca indirilebilen Schaeffler OriginCheck App ile sorgulanabiliyor” dedi.
Schaeffler Marka Koruma Ekibi, müşterilerin güvenilir kaynaklardan orijinal ürün alabilmelerini destekleyerek, tüm taklitçilik şüphelerinin piracy@schaeffler.com adresine bildirilmesini talep ediyor.
Taklitçiliğin sadece saat, kozmetik, çanta gibi lüks markaları etkileyen bir sorun olduğu düşünülse de bugün piyasada neredeyse her şeyin özellikle de rulman gibi önemli güvenlik unsuru olan endüstriyel ürünlerin de taklitleri bulunuyor. Ürünü güvenilir kaynaklardan aldığına inanan distribütörler bile maalesef Avrupa ve ABD’de büyük çapta taklitçilik vakalarına yakalanabiliyor.
Gerçekten risk almaya değer mi?
Taklit ürünlerin bir hastanenin acil bölümüne güç sağlayan sisteminde, her gün kullandığımız özel otomobilimizde, mühim kargoları taşıyan kamyonlarda ya da bir trenin tekerlek setlerinde kullanıldığını düşündüğümüzde özellikle güvenlik unsuru olan rulmanların hiçbir şekilde risk almaya değmeyeceği açıkça görülmektedir.
Distribütör açısından taklitçiliğin sonuçları :
▸ Taklit ürünlerin, original ürün üreticileri yanı sıra son kullanıcıya olan satışından kaynaklanan tüm zararlardan da sorumlu olma
▸ Zarar görmüş tarafın hukuk davaları
▸ Orijinal üreticiden herhangi bir tazminat talep edilememesi
▸ İmaj zedelenmesi
▸ Satış kaybı
▸ Mali çöküntüye bile sebep olabilecek zarar
▸ Hapis cezasını bile içerebilen cezai sonuçlar

Son müşteri açısından riskler:

▸ Can ve mal kaybı riski
▸ Müteakip yüksek maliyetler
▸ Üretimin durması
▸ Taklit parça monte etmek şirketin kendi ürününün kalitesini düşürdüğü için imaj zedelenmesi
▸ Yüksek bakım maliyetleri


from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2w8TuQE
via IFTTT

Dünyanın en büyük havaalanının altyapı bağlantıları R&M’e emanet


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2fhlAhN

Dünyanın en büyük havaalanının altyapı bağlantıları R&M’e emanet Bilişim ve iletişim altyapılarına özel kablolama teknolojileri geliştiren İsviçre merkezli Reichle & De-Massari (R&M), İstanbul’un yeni havaalanının son teknolojiler kullanılarak kurulacak network’ünün kablo altyapı tedariğine başladı. R&M yenilikçi kablo altyapısı yeni havaalanının en kritik BT sistemleri için güvenilir ve yüksek performanslı bir platform olarak hizmet verecek. İstanbul’un yeni havaalanı şehrin kuzeyinde 76,5 milyon metrekarenin üzerinde bir alanda 4 faz halinde inşa ediliyor. İlk fazın 2018’de bitirilmesi planlanıyor ve bittiğinde 2 pistiyle 90 milyon yolcuya hizmet verebilecek. Tamamen bitirildiğindeyse 350 noktaya uçuşun gerçekleştirileceği havaalanında yılda 200 milyona yakın yolcuya hizmet verilebilecek. İstanbul’un yeni havaalanı 4 fazı bittiğinde 6 aktif pistle 250 uçağa hizmete verecek ve 18.000 araçlık otoparka sahip olacak. Modern hava taşımacılığında artan şekilde BT sistemlerinin kullanılması ve ona olan bağımlılık, yüksek performanslı kablo ağının tüm iç ve dış telekomünikasyon yanında diğer operasyonel uygulamalar ve hizmetler için de kritik bir platform olmasına neden oluyor. R&M CEO’su Michel Riva, İstanbul’daki yeni havaalanının bölgedeki en büyük projeleri olmasının yanında dünyada da dahil oldukları en büyük projelerden biri olduğunu belirtti. Birinci fazın yapım aşamasında R&M, toplam uzunluğu 4.500 km olan bakır kablo ve 1.600 km’yi aşan fiber optik kablo sağlayacak. Şirket, havacılık sektörü için gerçekleştirdiği büyük çaplı projelerde elde ettiği derin uzmanlık sayesinde kablo altyapısını 2018’in ilk çeyreğinde bitirmeyi hedefliyor. Bu yüksek performanslı kablo ağı güvenlik, polis ve gümrüğün ICT altyapısını da içeren kilit havaalanı sistemlerini birbirine bağlayacak ve destekleyecek. Bu sistemlerin her biri kendine özel renk kodlaması da dahil olmak üzere çeşitli uyarlamalara ihtiyaç duyuyor. Toplam kurulacak RJ45 portlarının sayısı projenin ilk fazında 90.000’i geçecek. Yeni havaalanını inşa eden İGA, en kritik veri merkezi altyapısını dünyanın en yüksek yoğunluktaki fiber kablo yönetim çözümü olan R&M’in en son ve en yenilikçi çözümü Netscale’i de içeren ürünleriyle tasarladı. Havaalanının çok büyük boyutları göz önüne alındığında R&M, tüm kablo altyapısını merkezileştiren ve otomatikleştiren, üstün altyapı yönetim çözümü R&MinteliPhy ile de destekliyor. Bu sayede yönetim çok kolaylaşırken İGA’nın BT ekibi de ihtiyaç duyulduğunda ağı hızla ve rahatlıkla ölçeklendirebilecek. R&M, yapısal kablo endüstrisinin yenilikçi cephesinde yer alıyor ve AR-GE’ye yıllık cirosunun yaklaşık yüzde 5’ini ayırıyor. Şirket, projenin başarısındaki belirleyici etmeni yaygın ürün yelpazesinin en uygun şekilde kişiselleştirilerek kurulması olduğunu kanıtladı. Riva, İstanbul’un yeni havaalanının sahip oldukları inovatif çözümleri sunabilecekleri mükemmel bir fırsat olarak nitelendiriyor. Bu proje için toplamda 45 farklı R&M ürünü seçildi. R&M, sadece bu projeye özel uzman bir ekibi sundukları çözümlerin kurulumu aşamasında inşaat alanında bulunmak üzere görevlendirdi. “ICT pazarında 50 yılı aşkın bir deneyimimiz var. İstanbul’un yeni havaalanı gibi dev projeler, müşterimizin özel isteklerini karşılayacak şekilde geliştirilerek kişiselleştirilmiş ürünlerle katma değer yaratma fırsatı veriyor. Kendimizi en üst düzey İsviçre kalitesini sunmaya adadık. Kablo altyapısı genellikle 20 yıllık yenilenme döngüsüne sahiptir. Bu yüzden de ağın güvenilirliği, kalite açısından test edilmiş ürünlere bağlıdır. İstanbul havaalanı gibi 24 saat durmadan çalışan bir işletmede en üst düzey güvenilirlik büyük öneme sahip. Çünkü herhangi bir kesinti hem operasyonu hem de yolcuları doğrudan etkileyecektir.” R&M bu kalitenin garantisi olarak da yeni havaalanında kurulan kablo altyapısında 25 yıllık performans garantisine sahip olan R&Mfreenet sistemlerini sunuyor. R&M, İstanbul’un yeni havaalanı gibi dev projelerde yer alarak Türkiye pazarındaki lider kablo tedarikçisi pozisyonunu hızla sağlamlaştırıyor. Michel Riva, şirketin zengin tarihi, güçlü müşteri portföyü ve birçok müşteri odaklı sektörde edindiği tecrübelerle Türkiye’deki kablo sektörü için yeni standartlar belirlemeye yardım edeceğine inanıyor. Kablolama iş ortakları için kilit seçim kriterleri İGA CIO’su Ersin İnankul proje için R&M’i seçme kararını açıklarken İstanbul yeni havaalanının dünyanın en büyüğü olacağının altını çiziyor. Yeni alanın dünyadaki TIER 3 sertifikalı ve tamamen dijital ilk havaalanı olacağını belirten İnankul sözlerine şöyle devam ediyor: “Birçok yenilikçi çözüm geliştiriyoruz ve havaalanımız birçok hizmet ve ürün için teknolojik bir referans olacak. Tüm sistemlerin üzerinde çalışacağı altyapının temeli olduğundan işimize kablolama ile başladık. Anons sistemi, yangın alarmları, kameralar, kartlı geçiş sistemleri, uçuş kontrolü ve ATC sistemleri R&M’in yangına karşı dayanıklı bakır kabloları üzerinde çalışacak.” Ersin İnankul iletişim sırasındaki sinyal karışmalarının önüne geçilmesi ve kabloların yüksek performansının kritik önemde olduğunu ve R&M’in kablolarının kalitesinin de bu kilit alanlarda istedikleri faydaları sağladığını belirtiyor. “İsviçre’deki genel merkezde bulunan R&M laboratuarlarında ya da alanda gerçekleştirdiğimiz testlerde hiçbir problemle karşılaşmadık. Bu yüzden R&M’in kablo sistemi üzerinde 9.000 CCTV kamerasını ve 3.000 kartlı geçiş soketini gerçek zamanlı olarak güvenli bir şekilde çalıştırabiliyoruz. İletişimde herhangi bir karışma ya da kayıp olmayacağına dair koruma altında olduklarını biliyoruz.” İGA CIO’su ayrıca kendisinin ve ekibinin tüm süreç boyunca R&M’den aldığı destek nedeniyle de çok memnun olduğunu ifade ediyor. “İhtiyaçlarımızı anladılar ve çözümlerimizi de buna göre uyarladılar. Bu da bizim için onları diğer kablo tedarikçilerinden ayıran en büyük farktı. Ayrıca kesintisiz çalışma, güvenlik, modülerlik, esneklik, kapasite ve uygun fiyat da proje ekibimizin R&M’i seçmesindeki diğer kilit nedenlerdi.”    

Bilişim ve iletişim altyapılarına özel kablolama teknolojileri geliştiren İsviçre merkezli Reichle & De-Massari (R&M), İstanbul’un yeni havaalanının son teknolojiler kullanılarak kurulacak network’ünün kablo altyapı tedariğine başladı. R&M yenilikçi kablo altyapısı yeni havaalanının en kritik BT sistemleri için güvenilir ve yüksek performanslı bir platform olarak hizmet verecek.

İstanbul’un yeni havaalanı şehrin kuzeyinde 76,5 milyon metrekarenin üzerinde bir alanda 4 faz halinde inşa ediliyor. İlk fazın 2018’de bitirilmesi planlanıyor ve bittiğinde 2 pistiyle 90 milyon yolcuya hizmet verebilecek. Tamamen bitirildiğindeyse 350 noktaya uçuşun gerçekleştirileceği havaalanında yılda 200 milyona yakın yolcuya hizmet verilebilecek. İstanbul’un yeni havaalanı 4 fazı bittiğinde 6 aktif pistle 250 uçağa hizmete verecek ve 18.000 araçlık otoparka sahip olacak. Modern hava taşımacılığında artan şekilde BT sistemlerinin kullanılması ve ona olan bağımlılık, yüksek performanslı kablo ağının tüm iç ve dış telekomünikasyon yanında diğer operasyonel uygulamalar ve hizmetler için de kritik bir platform olmasına neden oluyor. R&M CEO’su Michel Riva, İstanbul’daki yeni havaalanının bölgedeki en büyük projeleri olmasının yanında dünyada da dahil oldukları en büyük projelerden biri olduğunu belirtti.

Birinci fazın yapım aşamasında R&M, toplam uzunluğu 4.500 km olan bakır kablo ve 1.600 km’yi aşan fiber optik kablo sağlayacak. Şirket, havacılık sektörü için gerçekleştirdiği büyük çaplı projelerde elde ettiği derin uzmanlık sayesinde kablo altyapısını 2018’in ilk çeyreğinde bitirmeyi hedefliyor. Bu yüksek performanslı kablo ağı güvenlik, polis ve gümrüğün ICT altyapısını da içeren kilit havaalanı sistemlerini birbirine bağlayacak ve destekleyecek. Bu sistemlerin her biri kendine özel renk kodlaması da dahil olmak üzere çeşitli uyarlamalara ihtiyaç duyuyor. Toplam kurulacak RJ45 portlarının sayısı projenin ilk fazında 90.000’i geçecek.

Yeni havaalanını inşa eden İGA, en kritik veri merkezi altyapısını dünyanın en yüksek yoğunluktaki fiber kablo yönetim çözümü olan R&M’in en son ve en yenilikçi çözümü Netscale’i de içeren ürünleriyle tasarladı. Havaalanının çok büyük boyutları göz önüne alındığında R&M, tüm kablo altyapısını merkezileştiren ve otomatikleştiren, üstün altyapı yönetim çözümü R&MinteliPhy ile de destekliyor. Bu sayede yönetim çok kolaylaşırken İGA’nın BT ekibi de ihtiyaç duyulduğunda ağı hızla ve rahatlıkla ölçeklendirebilecek.

R&M, yapısal kablo endüstrisinin yenilikçi cephesinde yer alıyor ve AR-GE’ye yıllık cirosunun yaklaşık yüzde 5’ini ayırıyor. Şirket, projenin başarısındaki belirleyici etmeni yaygın ürün yelpazesinin en uygun şekilde kişiselleştirilerek kurulması olduğunu kanıtladı. Riva, İstanbul’un yeni havaalanının sahip oldukları inovatif çözümleri sunabilecekleri mükemmel bir fırsat olarak nitelendiriyor. Bu proje için toplamda 45 farklı R&M ürünü seçildi. R&M, sadece bu projeye özel uzman bir ekibi sundukları çözümlerin kurulumu aşamasında inşaat alanında bulunmak üzere görevlendirdi. “ICT pazarında 50 yılı aşkın bir deneyimimiz var. İstanbul’un yeni havaalanı gibi dev projeler, müşterimizin özel isteklerini karşılayacak şekilde geliştirilerek kişiselleştirilmiş ürünlerle katma değer yaratma fırsatı veriyor. Kendimizi en üst düzey İsviçre kalitesini sunmaya adadık. Kablo altyapısı genellikle 20 yıllık yenilenme döngüsüne sahiptir. Bu yüzden de ağın güvenilirliği, kalite açısından test edilmiş ürünlere bağlıdır. İstanbul havaalanı gibi 24 saat durmadan çalışan bir işletmede en üst düzey güvenilirlik büyük öneme sahip. Çünkü herhangi bir kesinti hem operasyonu hem de yolcuları doğrudan etkileyecektir.” R&M bu kalitenin garantisi olarak da yeni havaalanında kurulan kablo altyapısında 25 yıllık performans garantisine sahip olan R&Mfreenet sistemlerini sunuyor.

R&M, İstanbul’un yeni havaalanı gibi dev projelerde yer alarak Türkiye pazarındaki lider kablo tedarikçisi pozisyonunu hızla sağlamlaştırıyor. Michel Riva, şirketin zengin tarihi, güçlü müşteri portföyü ve birçok müşteri odaklı sektörde edindiği tecrübelerle Türkiye’deki kablo sektörü için yeni standartlar belirlemeye yardım edeceğine inanıyor.

Kablolama iş ortakları için kilit seçim kriterleri

İGA CIO’su Ersin İnankul proje için R&M’i seçme kararını açıklarken İstanbul yeni havaalanının dünyanın en büyüğü olacağının altını çiziyor. Yeni alanın dünyadaki TIER 3 sertifikalı ve tamamen dijital ilk havaalanı olacağını belirten İnankul sözlerine şöyle devam ediyor: “Birçok yenilikçi çözüm geliştiriyoruz ve havaalanımız birçok hizmet ve ürün için teknolojik bir referans olacak. Tüm sistemlerin üzerinde çalışacağı altyapının temeli olduğundan işimize kablolama ile başladık. Anons sistemi, yangın alarmları, kameralar, kartlı geçiş sistemleri, uçuş kontrolü ve ATC sistemleri R&M’in yangına karşı dayanıklı bakır kabloları üzerinde çalışacak.”

Ersin İnankul iletişim sırasındaki sinyal karışmalarının önüne geçilmesi ve kabloların yüksek performansının kritik önemde olduğunu ve R&M’in kablolarının kalitesinin de bu kilit alanlarda istedikleri faydaları sağladığını belirtiyor. “İsviçre’deki genel merkezde bulunan R&M laboratuarlarında ya da alanda gerçekleştirdiğimiz testlerde hiçbir problemle karşılaşmadık. Bu yüzden R&M’in kablo sistemi üzerinde 9.000 CCTV kamerasını ve 3.000 kartlı geçiş soketini gerçek zamanlı olarak güvenli bir şekilde çalıştırabiliyoruz. İletişimde herhangi bir karışma ya da kayıp olmayacağına dair koruma altında olduklarını biliyoruz.”

İGA CIO’su ayrıca kendisinin ve ekibinin tüm süreç boyunca R&M’den aldığı destek nedeniyle de çok memnun olduğunu ifade ediyor. “İhtiyaçlarımızı anladılar ve çözümlerimizi de buna göre uyarladılar. Bu da bizim için onları diğer kablo tedarikçilerinden ayıran en büyük farktı. Ayrıca kesintisiz çalışma, güvenlik, modülerlik, esneklik, kapasite ve uygun fiyat da proje ekibimizin R&M’i seçmesindeki diğer kilit nedenlerdi.”

 

 



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2fhlAhN
via IFTTT

AYLA’NIN ULUSLARARASI YOLCULUĞU TORONTO’DA BAŞLADI AYLA’NIN ULUSLARARASI YOLCULUĞU TORONTO ULUSLARARASI FİLM FESTİVALİ’NDE BAŞLADI   Türkiye’nin Oscar adayı Ayla, dünya sinemasının kalbinin attığı 42. Toronto Uluslararası Film Festivali’nde özel gösterimlerle uluslararası önemli dağıtımcılar, sinema sektörünün prestijli isimleri ve basının karşısına çıktı. Yönetmen Can Ulkay ve oyuncularından Cade Carradine’ın da katıldığı gösterim sonrasında Ayla ayakta alkışlandı.   Savaşın en acılı halini, evrensel ve zamansız bir sevgi hikayesine dönüştüren Türkiye’nin Oscar aday adayı AYLA, Oscar’ın habercisi olarak kabul edilen Toronto Uluslararası Film Festivali’nde dünya yolculuğuna başladı. Filmin gösterimine yönetmen Can Ulkay, filmin yapımcılarından Çağlar Ercan ve Elif Dağdeviren’in yanı sıra, AYLA filminin önemli oyuncularından Amerikan sinemasının köklü oyuncu ailelerinden Carradine ailesinin parlayan genç yıldızı Cade Carradine da katıldı. Ünlü oyuncu, Ayla’nın bu özel gösterimi için Los Angeles’tan gelerek film ekibiyle buluştu.   Endüstrinin önemli dağıtımcıları, televizyon/ online film alıcılarıyla birlikte sektörün değerli isimleri ve basının karşısına çıkan Ayla’yı sinema sektörünün önemli isimlerinin yanı sıra Türkiye’nin Toronto Başkonsolosu Erdeniz Şen ve Kültür Ataşesi Derya Şerbetçi, Güney Kore Toronto Başkonsolosu Kang Jeong-Sig ve Kore’den gelen 10 kişilik bir heyet de yalnız bırakmadı. Gösterim sonrası ayakta alkışlanan AYLA’nın yönetmeni Can Ulkay soruları cevapladı.   Bu gösteriminin ardından Güney Kore’den katılan heyetin filmi çok beğenmesi üzerine özel gösterim olduğu halde Toronto’da yaşayan Koreliler de ikinci gün filmi izlemek için salona geldiler. Gösterim sonrasında Yönetmen Can Ulkay ve Cade Carradine, Koreli hayranlarını kırmayıp filmin posterlerini imzaladılar.   AYLA, Oscar yolculuğunun ilk adımı olan Toronto Uluslararası Film Festivali’ndeki özel market gösteriminde sinemaseverlere 65 yıl öncesinden bugüne taşınan çok özel bir sevginin Astsubay Süleyman Dilbirliği ve manevi kızı Ayla’nın duygu dolu öyküsünü anlattı. Gösterimin en önemli sürprizlerinden birisi de Toronto’da yaşayan ve hala hayatta olan Kore gazisi Vahe Bedrosyan’ın da katılımı oldu. Bedrosyan, filmden sonra “Seyircilerin ağladığını gördünüz mü?” sorusu üzerine, “Göremedim çünkü ben daha çok ağladım, 60 yıl öncesine gittim, o kadar doğru bir film yapmışsınız ki” diyerek yanıt verdi.   Kahramanlarının hala hayatta olduğu yaşanmış bir olayı beyazperdeye taşıyan konusu, uluslararası çapta oyuncularıyla dünyanın ilgisini daha çekim aşamasından itibaren üzerine toplayan AYLA; ilk destek ödülünü Washington’da Türk Amerikan İşadamları Konseyi’nden almıştı.

AYLA’NIN

ULUSLARARASI YOLCULUĞU

TORONTO ULUSLARARASI FİLM FESTİVALİ’NDE BAŞLADI

 

Türkiye’nin Oscar adayı Ayla, dünya sinemasının kalbinin attığı 42. Toronto Uluslararası Film Festivali’nde özel gösterimlerle uluslararası önemli dağıtımcılar, sinema sektörünün prestijli isimleri ve basının karşısına çıktı. Yönetmen Can Ulkay ve oyuncularından Cade Carradine’ın da katıldığı gösterim sonrasında Ayla ayakta alkışlandı.

 

Savaşın en acılı halini, evrensel ve zamansız bir sevgi hikayesine dönüştüren Türkiye’nin Oscar aday adayı AYLA, Oscar’ın habercisi olarak kabul edilen Toronto Uluslararası Film Festivali’nde dünya yolculuğuna başladı. Filmin gösterimine yönetmen Can Ulkay, filmin yapımcılarından Çağlar Ercan ve Elif Dağdeviren’in yanı sıra, AYLA filminin önemli oyuncularından Amerikan sinemasının köklü oyuncu ailelerinden Carradine ailesinin parlayan genç yıldızı Cade Carradine da katıldı. Ünlü oyuncu, Ayla’nın bu özel gösterimi için Los Angeles’tan gelerek film ekibiyle buluştu.

 

Endüstrinin önemli dağıtımcıları, televizyon/ online film alıcılarıyla birlikte sektörün değerli isimleri ve basının karşısına çıkan Ayla’yı sinema sektörünün önemli isimlerinin yanı sıra Türkiye’nin Toronto Başkonsolosu Erdeniz Şen ve Kültür Ataşesi Derya Şerbetçi, Güney Kore Toronto Başkonsolosu Kang Jeong-Sig ve Kore’den gelen 10 kişilik bir heyet de yalnız bırakmadı. Gösterim sonrası ayakta alkışlanan AYLA’nın yönetmeni Can Ulkay soruları cevapladı.

 

Bu gösteriminin ardından Güney Kore’den katılan heyetin filmi çok beğenmesi üzerine özel gösterim olduğu halde Toronto’da yaşayan Koreliler de ikinci gün filmi izlemek için salona geldiler. Gösterim sonrasında Yönetmen Can Ulkay ve Cade Carradine, Koreli hayranlarını kırmayıp filmin posterlerini imzaladılar.

 

AYLA, Oscar yolculuğunun ilk adımı olan Toronto Uluslararası Film Festivali’ndeki özel market gösteriminde sinemaseverlere 65 yıl öncesinden bugüne taşınan çok özel bir sevginin Astsubay Süleyman Dilbirliği ve manevi kızı Ayla’nın duygu dolu öyküsünü anlattı. Gösterimin en önemli sürprizlerinden birisi de Toronto’da yaşayan ve hala hayatta olan Kore gazisi Vahe Bedrosyan’ın da katılımı oldu. Bedrosyan, filmden sonra “Seyircilerin ağladığını gördünüz mü?” sorusu üzerine, “Göremedim çünkü ben daha çok ağladım, 60 yıl öncesine gittim, o kadar doğru bir film yapmışsınız ki” diyerek yanıt verdi.

 

Kahramanlarının hala hayatta olduğu yaşanmış bir olayı beyazperdeye taşıyan konusu, uluslararası çapta oyuncularıyla dünyanın ilgisini daha çekim aşamasından itibaren üzerine toplayan AYLA; ilk destek ödülünü Washington’da Türk Amerikan İşadamları Konseyi’nden almıştı.



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2w83cmh
via IFTTT

AYLA’NIN ULUSLARARASI YOLCULUĞU TORONTO’DA BAŞLADI


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2w83cmh