9 Eylül 2017 Cumartesi

Birmingham Acentaları Türkiye’de Türsab, Birmingham’dan gelecek Outgoing Acentalarla birlikte B2B Workhop düzenleyecek TÜRSAB, THY işbirliği ile Türkiye’deki incoming acentalar ve Birmingham’dan ülkemize gelecek outgoing acentaların katılacağı bir workshop düzenliyor. Türk incoming acentaların Birmingham acentalarını masalarında ziyaret ederek B2B görüşmeler yapabileceği workshop, TÜRSAB’a bağlı acentalar için yeni fırsat ve olanaklar oluşturmaya zemin hazırlayacak. İkili turizm ilişkilerine fayda sağlamak ve ortak projeler geliştirmek açısından önem taşıyan etkinliğin iki ülke arasındaki işbirliği alanlarının genişletilmesi, yeni iş olanakları sağlanması ve bu doğrultuda ticaret ağının artmasına katkı sağlaması bekleniyor. 22 Eylül 2017 Cuma Günü TÜRSAB Genel Merkez’de düzenlenecek organizasyona Türkiye’de Birmingham ile çalışan veya çalışmak isteyen Incoming Acentaların temsilcileri LCV yaptırarak katılabilecek.

Türsab, Birmingham’dan gelecek Outgoing Acentalarla birlikte B2B Workhop düzenleyecek

TÜRSAB, THY işbirliği ile Türkiye’deki incoming acentalar ve Birmingham’dan ülkemize gelecek outgoing acentaların katılacağı bir workshop düzenliyor.

Türk incoming acentaların Birmingham acentalarını masalarında ziyaret ederek B2B görüşmeler yapabileceği workshop, TÜRSAB’a bağlı acentalar için yeni fırsat ve olanaklar oluşturmaya zemin hazırlayacak. İkili turizm ilişkilerine fayda sağlamak ve ortak projeler geliştirmek açısından önem taşıyan etkinliğin iki ülke arasındaki işbirliği alanlarının genişletilmesi, yeni iş olanakları sağlanması ve bu doğrultuda ticaret ağının artmasına katkı sağlaması bekleniyor.

22 Eylül 2017 Cuma Günü TÜRSAB Genel Merkez’de düzenlenecek organizasyona Türkiye’de Birmingham ile çalışan veya çalışmak isteyen Incoming Acentaların temsilcileri LCV yaptırarak katılabilecek.



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2faPqVx
via IFTTT

İnternette geçirdiğimiz günlük ortalama zaman: 6 saat 46dk.


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2xlbd7k

İnternette geçirdiğimiz günlük ortalama zaman: 6 saat 46dk. Türkiye’nin Dijital Karnesi İnternette geçirdiğimiz günlük ortalama zaman: 6 saat 46dk. Türkiye nüfus olarak her geçen gün artarken, dijital pazar da bir o kadar hızla artmaya devam ediyor. İnternet kullanımına ilişkin trendleri her yıl inceleyen Red and Grey MediaKurucu Ortağı Furkan Reis, Türkiye’de internet kullanımına dair son derece ilginç ve önemli veriler paylaştı. Furkan Reis’in değerlendirmesi ve “Türkiye’nin Dijital Karnesi” Türkiye dijital dünyayı özellikle sosyal mecralar üzerinden derinden deneyimliyor. Dijitalleşme ya da dijital dönüşüm dediğimiz zaman içerisinde sanayi 4.0, siber güvenlik, big data ve buna bağlı data mining, IoT gibi kavramlar da giriyor. Bunlara gelmeden önce dijital platformlarda ne durumdayız inceleyelim. Türkyie’nin nüfusu 80 Milyon diyebiliriz artık. Hızla büyüyoruz. Almanya 1970 yılında 80 milyonmuş, şu anda 82 Milyon. Biz 43 milyondan 80 milyona gelmiş. Bu durum bizi tüm web ve mobil platformlar açısından değerli bir pazar haline getiriyor. 80 milyon nüfusun %26’sı kırsal nüfus. Yani yaklaşım 60 milyon kişi şehirlerde yaşıyor. İnternete penetre nüfusumuz ise 48 milyon. Şehirde yaşayan nüfustan 0-12 ve 70+ nüfusu çıkartınca neredeyse internet kullanımımız %100. Sosyal medya kullanıcılarına gelince bu sayı da 48 milyon. Yani internete penetre insanların tamamı sosyal medya kullanıyor. Bu tabi tek bir mecra değil, Facebook, Instagram, Twitter ve diğerleri. Hala, dayı, amca derken dedeler de sosyal medyaya girince %100’ü yakaladık çok şükür. Cep telefonu kullanım oranı da çok iyi. Tabi cep telefonu kullanmak artık ilginç bir konu değil. Ancak nüfusun %90 deyince kullanmayan %10’a da sanırım bebekler giriyor. (Yılda 1,5 milyon bebek doğuruyoruz) Cep telefonu datasının verdiği diğer bir sayı ise 42 milyon mobil sosyal medya kullanıcısı. Sosyal medya kullanıcılarının %88’i cep telefonundan sosyal medyaya giriyor. Peki bu sayılar büyüyor mu ya da nasıl büyüyor? İnternet kullanımı 2016’da 2 milyon büyümüş. Hala iyi bir hızla büyüyor diyebiliriz. Sosyal medya kullanıcısı ise 2016’da %14 büyümüş. Yani 48 milyon olan sayı bir önceki yıl 42 milyonmuş. Hala ciddi bir hızda büyüyor. Bu arada aktif mobil sosyal medya kullanıcısı da 6 milyon büyümüş. Aslında o kadar büyük oranlar ki artık artış hızının sıfıra yaklaşmasını, grafiğin düzleşmesini bekliyorsunuz ancak yine şaşırtıyor. Bu büyük sayılar nasıl davranıyor diye merak ediyorsak bakmamız gereken rakam günlük kullanım süreleri. İnternette geçirdiğimiz günlük ortalama zaman 6 saat 46dk. Tabi buna iş hayatı da dahil. Ancak sosyal medyada geçirdiğimiz ortalama zamana bakınca bu süreyi artıran faktörün iş hayatı olmadığını anlıyoruz. Sosyal medyada geçirdiğimiz ortalama süre 3 saat. “Şöyle bi’ bakayım” günlük 3 saate tekabül ediyor. Asıl vurucu süre ise kullanıcı deneyiminin ne kadar değiştiğini gösteriyor: Ortalama günlük TV izleme süresi 2 saat 14 dakika. Sosyal medya TV’yi geçmişti ancak artık bu makasın gittikçe açıldığına da şahit oluyoruz. Türkiye nüfus olarak hem büyük hem de büyüyen bir ülke. Dijital pazar olarak hem büyük hem de büyüyen bir pazar. Bu rakamların yanına biraz iş zekası biraz da girişimcilik katabilirsek tadından yenmeyecek.

Türkiye’nin Dijital Karnesi

İnternette geçirdiğimiz günlük ortalama zaman: 6 saat 46dk.

Türkiye nüfus olarak her geçen gün artarken, dijital pazar da bir o kadar hızla artmaya devam ediyor. İnternet kullanımına ilişkin trendleri her yıl inceleyen Red and Grey MediaKurucu Ortağı Furkan Reis, Türkiye’de internet kullanımına dair son derece ilginç ve önemli veriler paylaştı.

Furkan Reis’in değerlendirmesi ve “Türkiye’nin Dijital Karnesi”

Türkiye dijital dünyayı özellikle sosyal mecralar üzerinden derinden deneyimliyor. Dijitalleşme ya da dijital dönüşüm dediğimiz zaman içerisinde sanayi 4.0, siber güvenlik, big data ve buna bağlı data mining, IoT gibi kavramlar da giriyor. Bunlara gelmeden önce dijital platformlarda ne durumdayız inceleyelim.

Türkyie’nin nüfusu 80 Milyon diyebiliriz artık. Hızla büyüyoruz. Almanya 1970 yılında 80 milyonmuş, şu anda 82 Milyon. Biz 43 milyondan 80 milyona gelmiş. Bu durum bizi tüm web ve mobil platformlar açısından değerli bir pazar haline getiriyor.

80 milyon nüfusun %26’sı kırsal nüfus. Yani yaklaşım 60 milyon kişi şehirlerde yaşıyor. İnternete penetre nüfusumuz ise 48 milyon. Şehirde yaşayan nüfustan 0-12 ve 70+ nüfusu çıkartınca neredeyse internet kullanımımız %100.

Sosyal medya kullanıcılarına gelince bu sayı da 48 milyon. Yani internete penetre insanların tamamı sosyal medya kullanıyor. Bu tabi tek bir mecra değil, Facebook, Instagram, Twitter ve diğerleri. Hala, dayı, amca derken dedeler de sosyal medyaya girince %100’ü yakaladık çok şükür.

Cep telefonu kullanım oranı da çok iyi. Tabi cep telefonu kullanmak artık ilginç bir konu değil. Ancak nüfusun %90 deyince kullanmayan %10’a da sanırım bebekler giriyor. (Yılda 1,5 milyon bebek doğuruyoruz) Cep telefonu datasının verdiği diğer bir sayı ise 42 milyon mobil sosyal medya kullanıcısı. Sosyal medya kullanıcılarının %88’i cep telefonundan sosyal medyaya giriyor.

Peki bu sayılar büyüyor mu ya da nasıl büyüyor? İnternet kullanımı 2016’da 2 milyon büyümüş. Hala iyi bir hızla büyüyor diyebiliriz. Sosyal medya kullanıcısı ise 2016’da %14 büyümüş. Yani 48 milyon olan sayı bir önceki yıl 42 milyonmuş. Hala ciddi bir hızda büyüyor. Bu arada aktif mobil sosyal medya kullanıcısı da 6 milyon büyümüş. Aslında o kadar büyük oranlar ki artık artış hızının sıfıra yaklaşmasını, grafiğin düzleşmesini bekliyorsunuz ancak yine şaşırtıyor.

Bu büyük sayılar nasıl davranıyor diye merak ediyorsak bakmamız gereken rakam günlük kullanım süreleri. İnternette geçirdiğimiz günlük ortalama zaman 6 saat 46dk. Tabi buna iş hayatı da dahil. Ancak sosyal medyada geçirdiğimiz ortalama zamana bakınca bu süreyi artıran faktörün iş hayatı olmadığını anlıyoruz. Sosyal medyada geçirdiğimiz ortalama süre 3 saat. “Şöyle bi’ bakayım” günlük 3 saate tekabül ediyor. Asıl vurucu süre ise kullanıcı deneyiminin ne kadar değiştiğini gösteriyor: Ortalama günlük TV izleme süresi 2 saat 14 dakika. Sosyal medya TV’yi geçmişti ancak artık bu makasın gittikçe açıldığına da şahit oluyoruz.

Türkiye nüfus olarak hem büyük hem de büyüyen bir ülke. Dijital pazar olarak hem büyük hem de büyüyen bir pazar. Bu rakamların yanına biraz iş zekası biraz da girişimcilik katabilirsek tadından yenmeyecek.



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2xlbd7k
via IFTTT

Alaşehir, üzüme yatırım yapacak ve markalaşacak


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2eMceu9

TÜRKİYE ve YUNANİSTAN İLİŞKİLERİ İVME KAZANIYOR


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2vVlkPX

Alaşehir, üzüme yatırım yapacak ve markalaşacak Hedef; üzümle anılan çağdaş bir dünya kenti olmak! Türkiye’nin en büyük üzüm rekoltesine ve çeşitliliğe sahip olan Alaşehir, Belediye Başkanı Dr. Gökhan Karaçoban liderliğinde üzümün geleceğine sahip çıkıyor, yurt içi ve yurt dışında üzüm ile anılan bir marka kent olma hedefiyle ilerliyor. Manisa Alaşehir’in diş hekimi ve bağcı Belediye Başkanı Dr. Gökhan Karaçoban’ın yüksek kalitede üzüm üretiminden ihracat hedeflerine, markalaşma çalışmalarından Alaşehir’in yatırımcılar için bir cazibe merkezi haline getirilmesine kadar hayata geçirilecek iddialı ve güçlü projeleri bulunuyor. Uçsuz bucaksız verimli bağlarıyla “Üzümkent” Alaşehir, Türkiye’nin en büyük üzüm rekoltesine ve çeşitliliğine sahip ilçesi. Üzümüne çok güvenen ve sahip çıkan Alaşehir, iki yıl gibi çok yakın bir gelecekte üzümle anılan bir marka kent olma hedefiyle yola çıkmış bulunuyor. Alaşehir’de her şeyin “âlâ”sı var! “Üzüm, Alaşehir’in her şeyidir” diyen Alaşehir Belediyesi Başkanı Dr. Gökhan Karaçoban, “Ülkemizin en geniş kapsamlı bağlarından önce tüm Türkiye’ye, sonra da dünyaya yayılmasını arzuladığımız bir vizyonumuz var. Bu vizyonu gerçekleştirmek için odaklandık ve tüm gücümüzle çalışmalara başladık. Öncelikli hedefimiz, bu ‘âlâ’ şehrin değişimini ve gelişimini sürdürülebilir kılmak” diyor. Türkiye’nin karaya ve denize bağlantısı bulunmayan tek gümrüğüne sahip olması, ünlü çekirdeksiz Sultaniye üzümü, Alaşehir ekmeği, Alaşehir kapaması gibi coğrafi işaret almaya aday ürünleri, Sarı Kız maden suyu, Türkiye’nin en sıcak su kaynakları, iyi tarım uygulamaları, eşsiz doğa, tarih ve kültürel mirası, inanç, doğa ve sağlık turizmine uygun yapısı “Üzümkent” Alaşehir’in markalaşma sürecindeki diğer üstün özelliklerinden bazıları. Alaşehir’de üzümün ve diğer ürünlerin yarattığı iş hacmi yaklaşık 2,5 milyar dolar! İlçeye tıpkı bir CEO gibi bakabilen Alaşehir Belediyesi Başkanı Dr. Gökhan Karaçoban,“Üzümü yiyen bağını bize sorsun. Alaşehir’de üzüm rekoltesi 350 bin ton civarında. Yaş üzüm ve kuru üzümün yarattığı iş hacmi ise yaklaşık 2 milyar doları geçiyor. Alaşehir’de üzümün dışında kiraz, kestane, zeytin gibi ürünlerin de üretimi yapılıyor. Ayrıca Akdeniz’den Ege’ye ülkemizin diğer bölgelerindeki çeşitli şehirlerden gelen ürünler, Türkiye’nin Alaşehir’deki denize bağlantısı olmayan tek gümrüğünde ihraç edilmek üzere toplanıyor. Bunlarla birlikte Alaşehir’in yarattığı iş hacmi yaklaşık 2,5 milyar dolara ulaşıyor. Alaşehir’in iş hacmine katkıda bulunan şirket sayısı 350, üzüm işleyen ve ihracat yapan büyük ölçekli işletme sayısı ise 70 civarında…” diyerek kentin yaş meyve ve sebze ihracatındaki stratejik konumunu vurguluyor. Dr. Gökhan Karaçoban Alaşehir’de 750 bin dekar ekilebilir arazi bulunduğuna, 10 bini aktif olmak üzere 20 bin ailenin tarımla ve 10 bin ailenin ise hayvancılıkla uğraştığına dikkat çekiyor. Gerçekleştirilecek projelerle tarım ve hayvancılıkta iyileştirmeler olacağını, böylelikle yakın bir gelecekte Alaşehir’in ihracat hedeflerini büyütmeyi, kentin ekonomik değerini artırmayı ve paylaşım ekonomisini yaygınlaştırmayı hedeflediklerini aktaran Dr. Gökhan Karaçoban, hem odaklandığı konu hem de söylemleri ile siyasetler üstü yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Alaşehir’in geleceğe sözü var! Alaşehir’in önce yurt içi daha sonra da yurt dışında markalaşma çalışmaları kapsamında “21. yüzyılı yakalamak için teknolojiden de yararlanarak tarımda yapacağımız iyileştirmeler ile daha rekabetçi bir ülke olmak gerektiğinin bilincindeyiz, çünkü geleceğe sözümüz var. Alaşehir olarak tüm paydaşlarımızla birlikte üzümün geleceğine sahip çıkmak, öngörülebilir bir gelecek için küresel ölçekte projeler hazırlayarak adım adım hayata geçirmek zorundayız” diyen Dr. Gökhan Karaçoban, bu adımları şöyle özetliyor: ”Önce gelecek adına neler yapılması gerektiği konusunda Alaşehirlilerde bir farkındalık ve bilinç yaratacağız. Konusunda uzman kişi ve kurumlardan know how transferi ile çiftçiyi eğitecek ve tarımsal alanlarımızı iyileştirecek, çevre bilincine önem verecek, sağlık, doğa ve inanç turizm alanında yepyeni bir destinasyon yaratacak ve bu alanlarda yatırımcı çekecek koşulları oluşturacak, tarım kültürü, iyi tarım, pazarlama gibi konularda kıyas yapabilmek, bilgi, deneyim ve vizyon kazanmak için dünyadaki benzer ülkeleri ziyaret edecek, İtalya’nın Toskana Vadisi’nde yer alan Siena kenti ile kardeş şehir olacağız.” Dr. Gökhan Karaçoban, bu hedefler doğrultusunda yapılan çalışmalardan bazılarını ise şöyle özetliyor: “Ürün çeşitliliğini ve kalitesini yükseltmek amacıyla yaptığımız tarımsal sulama projesiyle binlerce dekar alanı suluyoruz. Belediye olarak hayvan yemi üretimi yaparak ihtiyacı olan köylerimize bunları ücretsiz olarak veriyoruz. Herkes ev sahibi olabilsen diye 500 konutluk bir projeyi hayata geçiriyoruz. Yeni çarşı projelerimiz ve eski çarşımızı geliştirme çalışmalarımızla esnafımızın yüzünü güldürüyor, şehrimizin gelişimine katkıda bulunuyoruz. Sosyal sorumluluk çalışması olarak oluşturduğumuz Alzheimer Hastalığı Danışma Merkezi ile hem hastalarımızın hem yakınlarının hayatına katkı sağlıyoruz.” Alaşehir, jeotermal enerjiden yararlanarak organik tarım üssü olacak! Alaşehir’deki jeotermal yatırımlarına da dikkat çeken Dr. Gökhan Karaçoban; iktidarın mevcut enerji politikalarını onayladığını, doğal alternatif kaynaklardan biri olan jeotermal enerjiden elektrik üretiminin ülke geleceğine katkıda bulunduğunu, Alaşehir olarak çok daha fazla jeotermal elektrik üretmeye aday şirketleri karşılamaya hazır olduklarını dile getiriyor. Alaşehir’de faaliyet gösteren Akça Holding’in yüzde 18 ortağı ve Türkiye’de jeotermal enerji yatırımı yapan tek kamu kurumu olarak üstlendikleri öncü rollerini vurgulayan Karaçoban, “Sistemde bekçilik rolü üstleniyor. Ayrıca jeotermal enerji kaynaklarından kurutma ve ısıtma gibi konularda yararlanarak, seracılık başta olmak üzere üzüm ve diğer ürünlerin geleceğini teminat altına alıyor, iyi ve organik tarım uygulamalarını hayata geçirmeyi hedefliyoruz ” açıklamasında bulunuyor. Markalaşma sürecinde neler yapılacak? Alaşehir’in markalaşma sürecinde, dünyanın ilk üzüm müzesi kurulacak. İtalya’nın Siena’sı ve dünyanın diğer üzüm kentlerinin de katılacağı uluslararası “Bağ Bozumu Festivali” organize edilerek kültürel, ticari ve deneysel işbirlikleri artırılacak. Türkiye’nin yanı sıra dünya mutfaklarına girme hedefiyle Alaşehir’in yerel lezzetleri dünya gurmelerine sunulacak. Sıcak su kaynaklarıyla sağlık, bağları ve coğrafi dokusuyla doğa, yedi kutsal kiliseden bir olan St. Jean Kilisesi ve yer üstüne çıkarılacak arkeolojik kalıntılarla inanç turizmi geliştirilecek. Büyük bir SİT alanı üzerine kurulu Alaşehir’deki diğer kalıntılarla birlikte Şarap Tanrısı Dionysos mozaikleri dünya tarih mirasına kazandırılacak. Yapısal ve bürokratik engeller aşılarak turizm alanındaki olası yatırımlarla yepyeni bir destinasyon oluşturulacak. Kozmetikten gıdaya kadar üzümün hammadde olarak kullanıldığı ürünlerin çeşitliliği artırılacak. Üzüm şehrin dokusunda daha fazla yer alacak, uzmanların katılımıyla gerçekleştirilecek çalıştaylar ve seminerlerle Alaşehir’de ortak bilinç oluşturulacak ve şehir yatırımcılar için bir cazibe merkezi haline getirilecek. Hedeflenen markalaşma vizyonu kapsamındaki makro projelerin hayata geçirilmesiyle bir “üzümkent” olarak ekonomik artı değer yaratarak, Alaşehirlilerin yaşam kalitesi yükseltilecek. Sürdürülebilirlik politikasına uygun bir tarım ekonomisiyle küresel rekabette daha güçlü ve söz sahibi bir örnek kent olunacak. Antik bir kent: Alaşehir Türkiye’nin Ege Bölgesi’nde, Manisa ili sınırları içinde yer alan Alaşehir; üzümün, zeytinin, kirazın, kestanenin, sıcak su kaynaklarının, etkileyici bir tarihi geçmişin ve sımsıcak insanların başrolde olduğu bir ilçedir. Bozdağlar’ın kuzeye bakan yönünde üç tepe üzerine kurulu şehir, Gediz Ovası’nın verimli topraklarıyla kuşatılmış durumdadır. İlk çağlardan beri bir yerleşim merkezi olan Alaşehir, Bergama Kralı I. Attalos Philedelphos tarafından kuruldu (M.Ö. 150-138) ve uzun yıllar Philedelphos’un “kardeş severlik” anlamına ithafen Philadelphia adını taşıdı. Daha sonra Romalıların, Bizanslıların, Selçukluların yönetimine geçen şehir, 1389 yılında 4. Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katıldı. “Ne güzel şehir” anlamına gelen Alaşehir ismi de Yıldırım Beyazıt tarafından verildi. Alaşehir’in üzerine kurulu olduğu Antik Philadelphia kentinin akropolü durumundaki Top Tepe düzlüğündeki tapınak ve tiyatro kalıntıları, Bizans döneminde yapılan surlar, Yıldırım Beyazıt Camisi ve 16. yüzyıla ait Kurşunlu Han Alaşehir’in kültürel değerlerinden sadece birkaçıdır. Bu değerler arasında St. Jean Kilisesi ayrıca önemlidir. Havarilerden Ioannes adına yapılan St. Jean Kilisesi, Hıristiyanlığın ilk çağlarına ait yedi kiliseden biridir. İncil‘in vahiy bölümünde adı geçen ve kendilerine mesaj gönderilen Yedi Kilise (Smyrna, Pergamon, Thyatira, Sardes, Philadelphia, Laodicia ve Ephesus) Hıristiyanlığın ilk kiliseleri olarak kabul edilir. Hepsi de Anadolu’da olan bu kiliselerin üç tanesi (Sardes, Philadelphia ve Thyatira) Manisa ili sınırları içinde bulunmakta ve inanç turizmi kapsamında ziyaret edilmektedir.

Hedef; üzümle anılan çağdaş bir dünya kenti olmak!

Türkiye’nin en büyük üzüm rekoltesine ve çeşitliliğe sahip olan Alaşehir, Belediye Başkanı Dr. Gökhan Karaçoban liderliğinde üzümün geleceğine sahip çıkıyor, yurt içi ve yurt dışında üzüm ile anılan bir marka kent olma hedefiyle ilerliyor.

Manisa Alaşehir’in diş hekimi ve bağcı Belediye Başkanı Dr. Gökhan Karaçoban’ın yüksek kalitede üzüm üretiminden ihracat hedeflerine, markalaşma çalışmalarından Alaşehir’in yatırımcılar için bir cazibe merkezi haline getirilmesine kadar hayata geçirilecek iddialı ve güçlü projeleri bulunuyor.

Uçsuz bucaksız verimli bağlarıyla “Üzümkent” Alaşehir, Türkiye’nin en büyük üzüm rekoltesine ve çeşitliliğine sahip ilçesi. Üzümüne çok güvenen ve sahip çıkan Alaşehir, iki yıl gibi çok yakın bir gelecekte üzümle anılan bir marka kent olma hedefiyle yola çıkmış bulunuyor.

Alaşehir’de her şeyin “âlâ”sı var!

“Üzüm, Alaşehir’in her şeyidir” diyen Alaşehir Belediyesi Başkanı Dr. Gökhan Karaçoban, “Ülkemizin en geniş kapsamlı bağlarından önce tüm Türkiye’ye, sonra da dünyaya yayılmasını arzuladığımız bir vizyonumuz var. Bu vizyonu gerçekleştirmek için odaklandık ve tüm gücümüzle çalışmalara başladık. Öncelikli hedefimiz, bu ‘âlâ’ şehrin değişimini ve gelişimini sürdürülebilir kılmak” diyor.

Türkiye’nin karaya ve denize bağlantısı bulunmayan tek gümrüğüne sahip olması, ünlü çekirdeksiz Sultaniye üzümü, Alaşehir ekmeği, Alaşehir kapaması gibi coğrafi işaret almaya aday ürünleri, Sarı Kız maden suyu, Türkiye’nin en sıcak su kaynakları, iyi tarım uygulamaları, eşsiz doğa, tarih ve kültürel mirası, inanç, doğa ve sağlık turizmine uygun yapısı “Üzümkent” Alaşehir’in markalaşma sürecindeki diğer üstün özelliklerinden bazıları.

Alaşehir’de üzümün ve diğer ürünlerin yarattığı iş hacmi yaklaşık 2,5 milyar dolar!

İlçeye tıpkı bir CEO gibi bakabilen Alaşehir Belediyesi Başkanı Dr. Gökhan Karaçoban,“Üzümü yiyen bağını bize sorsun. Alaşehir’de üzüm rekoltesi 350 bin ton civarında. Yaş üzüm ve kuru üzümün yarattığı iş hacmi ise yaklaşık 2 milyar doları geçiyor. Alaşehir’de üzümün dışında kiraz, kestane, zeytin gibi ürünlerin de üretimi yapılıyor. Ayrıca Akdeniz’den Ege’ye ülkemizin diğer bölgelerindeki çeşitli şehirlerden gelen ürünler, Türkiye’nin Alaşehir’deki denize bağlantısı olmayan tek gümrüğünde ihraç edilmek üzere toplanıyor. Bunlarla birlikte Alaşehir’in yarattığı iş hacmi yaklaşık 2,5 milyar dolara ulaşıyor. Alaşehir’in iş hacmine katkıda bulunan şirket sayısı 350, üzüm işleyen ve ihracat yapan büyük ölçekli işletme sayısı ise 70 civarında…” diyerek kentin yaş meyve ve sebze ihracatındaki stratejik konumunu vurguluyor.

Dr. Gökhan Karaçoban Alaşehir’de 750 bin dekar ekilebilir arazi bulunduğuna, 10 bini aktif olmak üzere 20 bin ailenin tarımla ve 10 bin ailenin ise hayvancılıkla uğraştığına dikkat çekiyor. Gerçekleştirilecek projelerle tarım ve hayvancılıkta iyileştirmeler olacağını, böylelikle yakın bir gelecekte Alaşehir’in ihracat hedeflerini büyütmeyi, kentin ekonomik değerini artırmayı ve paylaşım ekonomisini yaygınlaştırmayı hedeflediklerini aktaran Dr. Gökhan Karaçoban, hem odaklandığı konu hem de söylemleri ile siyasetler üstü yaklaşımıyla dikkat çekiyor.

Alaşehir’in geleceğe sözü var!

Alaşehir’in önce yurt içi daha sonra da yurt dışında markalaşma çalışmaları kapsamında “21. yüzyılı yakalamak için teknolojiden de yararlanarak tarımda yapacağımız iyileştirmeler ile daha rekabetçi bir ülke olmak gerektiğinin bilincindeyiz, çünkü geleceğe sözümüz var. Alaşehir olarak tüm paydaşlarımızla birlikte üzümün geleceğine sahip çıkmak, öngörülebilir bir gelecek için küresel ölçekte projeler hazırlayarak adım adım hayata geçirmek zorundayız” diyen Dr. Gökhan Karaçoban, bu adımları şöyle özetliyor:

”Önce gelecek adına neler yapılması gerektiği konusunda Alaşehirlilerde bir farkındalık ve bilinç yaratacağız. Konusunda uzman kişi ve kurumlardan know how transferi ile çiftçiyi eğitecek ve tarımsal alanlarımızı iyileştirecek, çevre bilincine önem verecek, sağlık, doğa ve inanç turizm alanında yepyeni bir destinasyon yaratacak ve bu alanlarda yatırımcı çekecek koşulları oluşturacak, tarım kültürü, iyi tarım, pazarlama gibi konularda kıyas yapabilmek, bilgi, deneyim ve vizyon kazanmak için dünyadaki benzer ülkeleri ziyaret edecek, İtalya’nın Toskana Vadisi’nde yer alan Siena kenti ile kardeş şehir olacağız.”

Dr. Gökhan Karaçoban, bu hedefler doğrultusunda yapılan çalışmalardan bazılarını ise şöyle özetliyor: “Ürün çeşitliliğini ve kalitesini yükseltmek amacıyla yaptığımız tarımsal sulama projesiyle binlerce dekar alanı suluyoruz. Belediye olarak hayvan yemi üretimi yaparak ihtiyacı olan köylerimize bunları ücretsiz olarak veriyoruz. Herkes ev sahibi olabilsen diye 500 konutluk bir projeyi hayata geçiriyoruz. Yeni çarşı projelerimiz ve eski çarşımızı geliştirme çalışmalarımızla esnafımızın yüzünü güldürüyor, şehrimizin gelişimine katkıda bulunuyoruz. Sosyal sorumluluk çalışması olarak oluşturduğumuz Alzheimer Hastalığı Danışma Merkezi ile hem hastalarımızın hem yakınlarının hayatına katkı sağlıyoruz.”

Alaşehir, jeotermal enerjiden yararlanarak organik tarım üssü olacak!

Alaşehir’deki jeotermal yatırımlarına da dikkat çeken Dr. Gökhan Karaçoban; iktidarın mevcut enerji politikalarını onayladığını, doğal alternatif kaynaklardan biri olan jeotermal enerjiden elektrik üretiminin ülke geleceğine katkıda bulunduğunu, Alaşehir olarak çok daha fazla jeotermal elektrik üretmeye aday şirketleri karşılamaya hazır olduklarını dile getiriyor. Alaşehir’de faaliyet gösteren Akça Holding’in yüzde 18 ortağı ve Türkiye’de jeotermal enerji yatırımı yapan tek kamu kurumu olarak üstlendikleri öncü rollerini vurgulayan Karaçoban, “Sistemde bekçilik rolü üstleniyor. Ayrıca jeotermal enerji kaynaklarından kurutma ve ısıtma gibi konularda yararlanarak, seracılık başta olmak üzere üzüm ve diğer ürünlerin geleceğini teminat altına alıyor, iyi ve organik tarım uygulamalarını hayata geçirmeyi hedefliyoruz ” açıklamasında bulunuyor.

Markalaşma sürecinde neler yapılacak?

Alaşehir’in markalaşma sürecinde, dünyanın ilk üzüm müzesi kurulacak. İtalya’nın Siena’sı ve dünyanın diğer üzüm kentlerinin de katılacağı uluslararası “Bağ Bozumu Festivali” organize edilerek kültürel, ticari ve deneysel işbirlikleri artırılacak. Türkiye’nin yanı sıra dünya mutfaklarına girme hedefiyle Alaşehir’in yerel lezzetleri dünya gurmelerine sunulacak.

Sıcak su kaynaklarıyla sağlık, bağları ve coğrafi dokusuyla doğa, yedi kutsal kiliseden bir olan St. Jean Kilisesi ve yer üstüne çıkarılacak arkeolojik kalıntılarla inanç turizmi geliştirilecek. Büyük bir SİT alanı üzerine kurulu Alaşehir’deki diğer kalıntılarla birlikte Şarap Tanrısı Dionysos mozaikleri dünya tarih mirasına kazandırılacak. Yapısal ve bürokratik engeller aşılarak turizm alanındaki olası yatırımlarla yepyeni bir destinasyon oluşturulacak.

Kozmetikten gıdaya kadar üzümün hammadde olarak kullanıldığı ürünlerin çeşitliliği artırılacak. Üzüm şehrin dokusunda daha fazla yer alacak, uzmanların katılımıyla gerçekleştirilecek çalıştaylar ve seminerlerle Alaşehir’de ortak bilinç oluşturulacak ve şehir yatırımcılar için bir cazibe merkezi haline getirilecek.

Hedeflenen markalaşma vizyonu kapsamındaki makro projelerin hayata geçirilmesiyle bir “üzümkent” olarak ekonomik artı değer yaratarak, Alaşehirlilerin yaşam kalitesi yükseltilecek. Sürdürülebilirlik politikasına uygun bir tarım ekonomisiyle küresel rekabette daha güçlü ve söz sahibi bir örnek kent olunacak.

Antik bir kent: Alaşehir

Türkiye’nin Ege Bölgesi’nde, Manisa ili sınırları içinde yer alan Alaşehir; üzümün, zeytinin, kirazın, kestanenin, sıcak su kaynaklarının, etkileyici bir tarihi geçmişin ve sımsıcak insanların başrolde olduğu bir ilçedir. Bozdağlar’ın kuzeye bakan yönünde üç tepe üzerine kurulu şehir, Gediz Ovası’nın verimli topraklarıyla kuşatılmış durumdadır.

İlk çağlardan beri bir yerleşim merkezi olan Alaşehir, Bergama Kralı I. Attalos Philedelphos tarafından kuruldu (M.Ö. 150-138) ve uzun yıllar Philedelphos’un “kardeş severlik” anlamına ithafen Philadelphia adını taşıdı. Daha sonra Romalıların, Bizanslıların, Selçukluların yönetimine geçen şehir, 1389 yılında 4. Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katıldı. “Ne güzel şehir” anlamına gelen Alaşehir ismi de Yıldırım Beyazıt tarafından verildi.

Alaşehir’in üzerine kurulu olduğu Antik Philadelphia kentinin akropolü durumundaki Top Tepe düzlüğündeki tapınak ve tiyatro kalıntıları, Bizans döneminde yapılan surlar, Yıldırım Beyazıt Camisi ve 16. yüzyıla ait Kurşunlu Han Alaşehir’in kültürel değerlerinden sadece birkaçıdır.

Bu değerler arasında St. Jean Kilisesi ayrıca önemlidir. Havarilerden Ioannes adına yapılan St. Jean Kilisesi, Hıristiyanlığın ilk çağlarına ait yedi kiliseden biridir. İncil‘in vahiy bölümünde adı geçen ve kendilerine mesaj gönderilen Yedi Kilise (Smyrna, Pergamon, Thyatira, Sardes, Philadelphia, Laodicia ve Ephesus) Hıristiyanlığın ilk kiliseleri olarak kabul edilir. Hepsi de Anadolu’da olan bu kiliselerin üç tanesi (Sardes, Philadelphia ve Thyatira) Manisa ili sınırları içinde bulunmakta ve inanç turizmi kapsamında ziyaret edilmektedir.



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2eMceu9
via IFTTT

TÜRKİYE ve YUNANİSTAN İLİŞKİLERİ İVME KAZANIYOR Uluslararası turizm ilişkilerini güçlendirme alanında çalışmalara imza atan TÜRSAB yetkilileri, T.C. Selanik Başkonsolosluğu’nda dün gerçekleşen turizm ilişkileri toplantısına katıldı. Selanik Başkonsolosu Orhan Yalman OKAN’ın ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıya; Selanik Belediye Başkanı Yardımcısı Spiros Pengas, TÜROB Genel Müdürü İsmail Taşdemir, Yunanistan Kültür ve Turizmden Sorumlu Vali Yardımcısı Thanos Alexandros, Tourism Plus Genel Müdürü Nikos Sapountzis, Selanik Kongre ve Ziyaretçi Bürosu Müdürü Yiannis Aslanis de katıldı. Toplantıda; Türkiye – Yunanistan arasındaki turizm ilişkilerini ve karşılıklı turist trafiğini arttırmaya yönelik potansiyel işbirliği alanları gündeme geldi. TÜRSAB’ı temsilen TÜRSAB Kurumsal İlişkiler Direktörü Ela ATAKAN’ın iştirak ettiği etkinlikte; iki ülke arasındaki turizm yasal prosedürleri, seyahat acentaları ve turizm işbirliği faaliyetlerini artırmaya yönelik düşünülen projeler detaylarıyla görüşüldü.     TÜRKİYE ve YUNANİSTAN İLİŞKİLERİ İVME KAZANIYOR