8 Temmuz 2017 Cumartesi

‘’Milli Klavye’’ TSE tarafından tescillendi Boğaziçi Üniversitesi tarafından Türkçeye uygun ergonomik ve optimal olarak geliştirilen E-Klavye, Türk Standardları Enstitüsü tarafından “Alfasayısal Türkçe E-Klavyenin Temel Yerleşim Düzeni” adı ve TS 13771 koduyla tescillendi. ‘’Türkiye’nin milli klavyesi’’ on parmak yazım ilkeleri göz önüne alınarak tasarlandı. Sağlık ve konfor açısından kullanıcılara avantaj sağlayan E-Klavye’de hızlı yazım performansı da öne çıkan özellikler arasında yer alıyor. Geliştirilen klavyenin mucidi Prof. Dr. Mahmut Ekşioğlu, E-Klavye’nin “ileri teknoloji ve yöntemlerle geliştirilmiş, deneye ve matematiğe dayalı, dünyanın en bilimsel klavyesi’’ olduğunu belirtti. Boğaziçi Üniversitesi’nde Türk diline özel, ergonomik ve verim artırıcı olarak tasarlanan E klavyenin mucidi Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Boğaziçi Üniversitesi Ergonomi Laboratuvarı Kurucu Direktörü Prof. Dr. Mahmut Ekşioğlu, “Çocuklarımızın sağlıklı geleceği ve verimliliği için 70 yıl önce tasarlanan F-klavye yerine, günümüzün ileri teknolojisi ve bilimsel yöntemleri ile geliştirilmiş E-klavye Fatih Projesi için tercih edilmelidir” ifadelerini kullandı. TÜBİTAK tarafından da desteklenen E-Klavye, F klavyeye göre daha sağlıklı, rahat, yormayan ve aynı zamanda hızlı ve ergonomik olması bakımından öne çıkıyor. E-klavye ve F klavyeyi bilimsel ve uygulama açısından karşılaştıran Prof. Ekşioğlu, iyi bir klavye tasarımında en önemli ölçütün harflerin klavyedeki dağılımı olduğunu ifade etti. Ekşioğlu, dilin özelliklerini ve on parmak yazım kurallarını göz önünde bulundurarak; harflerin, parmak hız ve hareket kabiliyetine göre, en uygun dağılımının yazım performansını artırdığını ve aynı zamanda sağlık ve konfor açısından da daha rahat kullanım sağladığını belirtti. Bunun da ancak, E klavyenin tasarımında yapıldığı gibi, deneysel ve matematiksel optimizasyon yöntemleriyle başarılabileceğini söyledi. F klavyenin bugünkü anlamda bilimselliğini kabul etmenin mümkün olmadığını ve iyi bir mühendislik tasarımı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Mahmut Ekşioğlu; “E klavye ise günümüz ileri teknolojisi, bilimsel bilgi ve yöntemleri ile tasarlandı. Sağlık ve performans açısından baktığımızda E-klavye, dünyada deneye ve matematiğe dayanan ve aynı zamanda doğrulama testleri yapılmış ilk ve tek bilimsel klavyedir. Yaptığımız testlerde, E-klavye F klavyeden yüzde 2 kadar daha hızlı bulundu. Bu fark önemli sayılmaz ve iki klavye arasında hız farkı yok denebilir. Ama testlerimiz 30 ila 45 dakika süreli testlerdi. Uzun süreli yazımlarda bu farkın artacağı tahmin edilebilir. Çünkü F klavyede, aşırı yüklenen işaret parmakları uzun süreli yazımlarda yorgunluğa ve dolayısı ile hızda azalmaya neden olacaktır. E-klavye Q klavyeye göre ise yüzde 25 daha hızlıdır” ifadelerini kullandı. Parmakların kapasitelerine göre yazım yükü E klavyede yazım yükünün parmaklara kapasitelerine göre dağıtıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Ekşioğlu, “E klavye F klavyeye göre daha sağlıklı, rahat ve yorucu olmayan bir klavyedir. F klavyede harf yerleşim düzeni günümüz Türkçesine uygun değil. F klavye tasarımında kullanılan harf kullanım sıklık sırası: A, E, K, İ, M, L, T, R, N, S, I, …. Halbuki günümüz Türkçesinde harf kullanım sıklık sırası şöyle: A, E, İ, N, R, L, K, D, I, M, U, …. Görüldüğü gibi ilk iki harf hariç sıklık sırası aynı değildir. Farklılık yalnızca sıklık sırasında değil ayrıca sıklık oranlarındadır. Örneğin günümüz Türkçesinde harf kullanım oranları şöyle: A(%11,4), E(%9,7), İ(%9,1), N(%7,3), … F klavyenin tasarımında kullanılan sıklık oranı (1950´lerin TDK sözlüğüne göre) ise: A(%14,3), E(%8,8), İ(%7,3), N(%4,5),… Ayrıca, ikili harf sıklıkları E-klavye tasarımında gözönünde bulundurulmuş fakat F klavyede ise bulundurulmamıştır. F klavyede yazım yükü parmaklara dengeli dağıtılmamış ve özellikle işaret parmakları aşırı yüklenmiştir. Bugünkü Türkçeye göre yazımın neredeyse yarısı (%46) işaret parmakları ile yapılmakta ve sağ ve sol arasında yük farkı bulunmamaktadır. Bu durum yazım yükünün ideal parmak yüklerinden %38 kadar sapmasına neden olmaktadır. E klavyede ise ideal yüklerden sapma sadece %4´tür. F klavye tasarımındaki bu ve benzeri hatalar, parmak tendon hareket miktarının artışına ve dengesiz dağılımına neden olmaktadır. E-klavyede ise, işaret parmakları hızlarına uygun olarak %27 oranında; ve sol ve sağ el, yine kapasitelerine uygun olarak, sırası ile %46 ve %54 oranlarında yüklenmişlerdir. F klavyenin tasarımında “işlek parmaklara sık kullanılan harfleri el yordamıyla atama” yöntemi kullanıldı. Ne yazık ki bu yaklaşımda da hatalar yapıldı. Kullanılan yöntem için harf kullanım sıklıkları ve parmak hızları bilgisi gereklidir. Harf sıklıkları yanlış hesaplandı ve parmak hızları da deneylerle değil tahminlerle belirlendi. Bütün bu bilgiler hatasız olsaydı bile matematiksel optimizasyon ve bilgisayar hesaplama hızı olmadan 32 harfi 32 tuşa el yordamıyla optimal bir şekilde atamak imkansızdır. (Seçenek sayısı: 32!=2,63×1035). F klavyede harf yerleşim düzeninin optimal olmaması nedeniyle kullanıcı, yazım performansı açısından sorun yaşayabileceği gibi, aynı zamanda özellikle el ve bileklerde karpal tünel sendromu, tendinit ve tenosinovit gibi kas-iskelet sistemi hastalıkları riski ile karşı karşıyadır. Bu hastalıklara maruz kalan kişiler çalışamaz duruma gelir, ve ileri safhalarda, kalıcı olabilecek rahatsızlık ve hatta engellilik durumuyla karşı karşıya kalırlar. Bu da ülke ekonomisi ve yaşam kalitesi açısından son derece önemlidir” şeklinde konuştu. Klavyenin asli görevinin yarışmak değil sağlıklı, yormayan, rahat, hatasız ve mümkün olduğunca da hızlı yazmayı sağlamak olduğuna dikkat çeken Ekşioğlu, ‘’Hız tek başına bir klavyeyi iyi klavye yapmaz. İyi klavye her şeyden önce sağlık riski az olan, az yoran, rahat klavyedir. F klavye, el-bilek-kol sağlığı açısından riskli bir klavyedir. Konu sağlık, yaşam kalitesi ve ülke ekonomisi açısından önemlidir. Çocuklarımızı ve dolayısı ile gelecek kuşaklarımızı, bu riskli klavyeyi kullanmak zorunda bırakmayalım” dedi. OLYMPUS DIGITAL CAMERA

‘’Milli Klavye’’ TSE tarafından tescillendi


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2sXWFUt

Ağrısız Yaşam Mümkün Mü?


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2sY1bT8

Ağrısız Yaşam Mümkün Mü? Ülkemizde ve dünya da ortalama yaşam süresi uzamaktadır. Ortalama yaşam süresinin uzaması sonucunda tam olarak tedavi olmayan veya devamlı tedavi gerektiren hastaların ve hastalıkların sayısı artmaktadır. Okan Üniversitesi Hastanesi Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Selim Candan, ‘’Medikal ve cerrahi tedavilerin ilerlemesi, yeni teknolojilerin gelişmesi ve yaşam koşullarının daha iyi hale gelmesi ile ülkemizde ve dünyada ortalama yaşam süresi uzamaktadır. Ortalama yaşam süresinin uzaması sonucunda tam olarak tedavi olmayan veya devamlı tedavi gerektiren hastaların ve hastalıkların sayısı artmaktadır. Daha önce halk arasında adı duyulmayan huzursuz bacak sendromu, fibromiyalji gibi hastalıklar artık gündelik yaşamımızın bir parçası haline geldiler. Yukarda saydığımız nedenlerin yanı sıra birçok neden ağrı ile yaşayan kişi sayısını çoğaltmaktadır’’ dedi. Prof. Dr. Selim Candan, ‘’Peki bu ağrı ile yaşayanlar yeterli ağrı tedavisi alıyor mu? Buna evet demek pek mümkün değil. Bunu ağrı polikliniğine gelen hastalarımızdan anlayabiliyoruz. Ağrı tedavisinin yetersiz olmasının birçok nedeni var. Öncelikle her hekim genellikle kendi branşı ile ilgili hastalığın tedavisine ağrıdan daha fazla önem veriyor. Eğer hastalığı önleyebiliyorsa ağrının azalacağını veya kaybolacağını düşünüyor. Daha doğrusu tedavi süresince çoğu zaman hastanın ağrısına yeterince önem verilmiyor. Ağrısı olan hastalara veya hasta yakınlarına sağlık personeli ne gibi söylemlerde bulunuyor? Birtakım örnekler verelim. “O kadar ağrı olacak. Biraz dayanacaksınız”. “Ağrı eşiğiniz çok düşük. Yoksa bu kadar ağrınızın olmaması lazım”. “Bu ağrı hastalık süresince size eşlik edecek. Ağrı ile arkadaş olmayı öğreneceksiniz”. “Tüm ağrı kesicileri denedik, ağrılarınız için yapabileceğimiz başka bir şey yok”. Bu gibi hatalı söylemler, hem hastaların motivasyonunu bozmakta hem de hastaların çare arayışının tükenmesine neden olmaktadır. Ağrısı olan hastanın yaşadığı huzursuzluk ve depresyon beraber yaşadığı aile bireylerine de yansımaktadır’’ dedi. Okan Üniversitesi Hastanesi Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Selim Candan hastalar için neler yapıldığı konusunda bilgiler verdi. Tabii ki ağrının nedenini bulup yok etmek çok önemli. Hastalığın nedeni yok edilemiyorsa veya nedeni bulunamıyorsa yine de ağrı tedavisi uygulayıp hastaların ağrısını yok ediyoruz. Nedeni bulup tedaviye başlarken öncelikle birinci basamak olarak ilaçları tercih ediyoruz. İlaçlar ise çok çeşitli olup bunları gruplara ayırıp ağrının şiddetine göre başlıyoruz. İlaçların fayda etmediği durumlarda ise daha ileri tedaviler uyguluyoruz. Bu ileri tedaviler hastalığın tipi ve şiddetine göre değişkenlik gösteriyor. Bunlar enjeksiyonlar, sinirleri kimyasal veya ısı ile tahrip etme veya ağrı pompaları yerleştirme gibi tedavileri içeriyor. Bu ileri tedaviler hastanede yatış gerektirmeyen günü birlik işlemlerden oluşuyor. Tedaviler sırasında gerektikçe başka branşlardan da görüş alıyoruz. Prof. Dr. Selim Candan, ‘’Bir hastamı örnek vermek istiyorum. Trigeminal nevralji (Ani yüz ağrısı) hastası. Yani yüzün bir yarısına aniden elektrik çarpar veya bıçak saplanır tarzda ağrı oluşuyor. Bazen bu 5 dakikada bir oluyor. 10 yıldır ilaç kullanıyor ama ilaçlardan fayda görmemiş. Hastanın ağrısı ilaçlara dirençli olduğu için radyofrekans termokoagülasyon dediğimiz ısı yöntemiyle hastanın ağrıya yol açan sinirini tahrip ettik. Hasta 10 yıldır yaşam kalitesini düşüren ağrıdan kurtulmuş oldu. Buna benzer örnekleri bel ve baş ağrıları için de verebiliriz’’dedi.

Ülkemizde ve dünya da ortalama yaşam süresi uzamaktadır. Ortalama yaşam süresinin uzaması sonucunda tam olarak tedavi olmayan veya devamlı tedavi gerektiren hastaların ve hastalıkların sayısı artmaktadır.

Okan Üniversitesi Hastanesi Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Selim Candan, ‘’Medikal ve cerrahi tedavilerin ilerlemesi, yeni teknolojilerin gelişmesi ve yaşam koşullarının daha iyi hale gelmesi ile ülkemizde ve dünyada ortalama yaşam süresi uzamaktadır. Ortalama yaşam süresinin uzaması sonucunda tam olarak tedavi olmayan veya devamlı tedavi gerektiren hastaların ve hastalıkların sayısı artmaktadır. Daha önce halk arasında adı duyulmayan huzursuz bacak sendromu, fibromiyalji gibi hastalıklar artık gündelik yaşamımızın bir parçası haline geldiler. Yukarda saydığımız nedenlerin yanı sıra birçok neden ağrı ile yaşayan kişi sayısını çoğaltmaktadır’’ dedi.

Prof. Dr. Selim Candan, ‘’Peki bu ağrı ile yaşayanlar yeterli ağrı tedavisi alıyor mu? Buna evet demek pek mümkün değil. Bunu ağrı polikliniğine gelen hastalarımızdan anlayabiliyoruz. Ağrı tedavisinin yetersiz olmasının birçok nedeni var. Öncelikle her hekim genellikle kendi branşı ile ilgili hastalığın tedavisine ağrıdan daha fazla önem veriyor. Eğer hastalığı önleyebiliyorsa ağrının azalacağını veya kaybolacağını düşünüyor. Daha doğrusu tedavi süresince çoğu zaman hastanın ağrısına yeterince önem verilmiyor. Ağrısı olan hastalara veya hasta yakınlarına sağlık personeli ne gibi söylemlerde bulunuyor? Birtakım örnekler verelim.

“O kadar ağrı olacak. Biraz dayanacaksınız”.

“Ağrı eşiğiniz çok düşük. Yoksa bu kadar ağrınızın olmaması lazım”.

“Bu ağrı hastalık süresince size eşlik edecek. Ağrı ile arkadaş olmayı öğreneceksiniz”.

“Tüm ağrı kesicileri denedik, ağrılarınız için yapabileceğimiz başka bir şey yok”.

Bu gibi hatalı söylemler, hem hastaların motivasyonunu bozmakta hem de hastaların çare arayışının tükenmesine neden olmaktadır. Ağrısı olan hastanın yaşadığı huzursuzluk ve depresyon beraber yaşadığı aile bireylerine de yansımaktadır’’ dedi.

Okan Üniversitesi Hastanesi Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Selim Candan hastalar için neler yapıldığı konusunda bilgiler verdi.

Tabii ki ağrının nedenini bulup yok etmek çok önemli. Hastalığın nedeni yok edilemiyorsa veya nedeni bulunamıyorsa yine de ağrı tedavisi uygulayıp hastaların ağrısını yok ediyoruz. Nedeni bulup tedaviye başlarken öncelikle birinci basamak olarak ilaçları tercih ediyoruz. İlaçlar ise çok çeşitli olup bunları gruplara ayırıp ağrının şiddetine göre başlıyoruz. İlaçların fayda etmediği durumlarda ise daha ileri tedaviler uyguluyoruz. Bu ileri tedaviler hastalığın tipi ve şiddetine göre değişkenlik gösteriyor. Bunlar enjeksiyonlar, sinirleri kimyasal veya ısı ile tahrip etme veya ağrı pompaları yerleştirme gibi tedavileri içeriyor. Bu ileri tedaviler hastanede yatış gerektirmeyen günü birlik işlemlerden oluşuyor. Tedaviler sırasında gerektikçe başka branşlardan da görüş alıyoruz.

Prof. Dr. Selim Candan, ‘’Bir hastamı örnek vermek istiyorum. Trigeminal nevralji (Ani yüz ağrısı) hastası. Yani yüzün bir yarısına aniden elektrik çarpar veya bıçak saplanır tarzda ağrı oluşuyor. Bazen bu 5 dakikada bir oluyor. 10 yıldır ilaç kullanıyor ama ilaçlardan fayda görmemiş. Hastanın ağrısı ilaçlara dirençli olduğu için radyofrekans termokoagülasyon dediğimiz ısı yöntemiyle hastanın ağrıya yol açan sinirini tahrip ettik. Hasta 10 yıldır yaşam kalitesini düşüren ağrıdan kurtulmuş oldu. Buna benzer örnekleri bel ve baş ağrıları için de verebiliriz’’dedi.



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2sY1bT8
via IFTTT

E-ticarette teslimat modelleri de dönüşümde


via Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2uByuO3

E-ticarette teslimat modelleri de dönüşümde Online alışveriş faktörlerinin satın alma kararı üzerindeki etkisini değerlendiren Positive Kurucu Ortağı Caner Istı, kargoya ilişkin konuların belirleyici olduğunu söyledi. Istı, bu nedenle teslimat modellerinin de bir dönüşüm içine girmeye başladığına dikkat çekti. Markaların dijitalleşme süreçlerini en üst seviyeye çıkaran teknolojik ve inovatif çözümler sunan Positive’in Kurucu Ortağı Caner Istı, son kullanıcı tarafında en önemli beklentinin lojistiğe ilişkin olduğuna dikkat çekerek, rapor ve araştırmalara göre, tüketicilerin satın alma tercihlerini etkileyen başlıca faktörlerin kargo ile ilgili olduğunu söyledi. TÜSİAD’ın ‘Dijitalleşen dünyada ekonominin itici gücü: E-ticaret’ raporuna göre, online alışveriş yapan tüketicilerin kendilerine sunulan en cazip değer teklifinin ücretsiz teslimat olduğunu söyleyen Istı şunları söyledi: “Dünyanın en büyük e-ticaret platformlarından Amazon’un müşterileri arasında gerçekleştirdiği bir araştırma da bunu doğruluyor. 2016’nın son çeyreğini kapsayan verilere göre, Amazon müşterileri, kendilerini satın almaya teşvik eden faktörlerde ilk sırada yüzde 63’le ücretsiz teslimatın geldiğini söylüyor. Sonraki gün teslimat seçeneği de kargo ile ilgili öncelikli faktörlerden bir diğeri olarak dikkat çekiyor” dedi. “Kargo ile ilgili konular tüketiciler için bu denli önemliyken, ister mağaza, ister online olsun tüketicilerin temel ihtiyaçlarını anlamak ve bu doğrultuda çözüm üretmek markalar için en önemli noktayı oluşturuyor” diye konuşan Caner Istı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye gibi alışverişin sosyal hayatın bir parçası olduğu ülkelerde Click & Collect ve benzeri online ve offline’ı birleştiren teslimat modellerinin başarıya ulaşma olasılığı son derece yüksek. Online siparişlerin markanın fiziksel mağazasından teslim alınmasını sağlayan Click & Collect yöntemini tercih eden tüketicilerin önemli bir kısmı, ürünü alırken mağaza içinde de ayrıca harcama yapıyor.” Istı’nın verdiği bilgilere göre, Click & Collect ile birlikte gelen, kullanıcıların ürünlerini hafta sonu da dahil istedikleri zaman istedikleri mağazadan, kasada sıra beklemek zorunda kalmadan teslim alabilmeleri, mağazada anında iade edebilmeleri gibi olanaklar kesintisiz müşteri deneyimini de artırıyor. Click & Collect’ten elde edilen veriler sayesinde, markalar mağazalarında hangi ürünlerden, ne sıklıkta stok bulundurulacağına da karar verebiliyorlar. Positive hakkında: Positive, markaların dijitalleşme süreçlerini en üst seviyeye çıkartan özelleştirilmiş kullanıcı deneyimi odaklı teknolojik ve inovatif çözümler geliştirmek amacıyla 2005 yılında kuruldu. Dostlukları üniversite yıllarına dek uzanan Caner Istı ve Eren Dedeoğlu tarafından kurulan Positive, tamamı sektör profesyonelleri, kullanıcı deneyimi uzmanları ve mühendislerden oluşan ekibi ile geride bıraktığı 12 yılda, aralarında Altın Örümcek, WebAwards, W3 Awards ve Davey Awards gibi prestijli ödüllerin de bulunduğu 50’yi aşkın UI/UX ödülüne layık görüldü. Positive, başta perakende olmak üzere, hizmet verdiği farklı sektörlerdeki uzmanlığı ile merkezinde kullanıcı deneyimi ve çoklu kanal yaklaşımının bulunduğu çözümler sunarak markaların dijital ekonomiden en verimli şekilde yararlanmasını sağlıyor. Dijitalleşme sürecinde markaların karşılaşacağı en zor problemler için bile, uzman danışmanları ile süreçleri tasarlıyor, E-ticaret ve omni-channel platformları ve özelleştirilmiş mobil & responsive & web uygulamaları geliştiriyor. Kurulduğundan bu yana mükemmel kullanıcı deneyimini sağlama tutkusuyla, veriye ve araştırmaya dayalı tasarım yeteneğiyle fark yaratan Positive, online ve offline dünyalar için uygulanabilir arayüzler yaratıyor. Tüm dünyada yaşanan dijital dönüşüm ve e-iş çözümlerindeki gelişmeleri yakında takip eden Positive, iş teknolojileri ve inovatif çözümler uzmanı olarak markalara değer katan projeler geliştirmeye devam edecek. Bir sonraki dijital dalgada da iş zekası ve istatiksel davranış çözümlerine odaklanacak.

Online alışveriş faktörlerinin satın alma kararı üzerindeki etkisini değerlendiren Positive Kurucu Ortağı Caner Istı, kargoya ilişkin konuların belirleyici olduğunu söyledi. Istı, bu nedenle teslimat modellerinin de bir dönüşüm içine girmeye başladığına dikkat çekti.

Markaların dijitalleşme süreçlerini en üst seviyeye çıkaran teknolojik ve inovatif çözümler sunan Positive’in Kurucu Ortağı Caner Istı, son kullanıcı tarafında en önemli beklentinin lojistiğe ilişkin olduğuna dikkat çekerek, rapor ve araştırmalara göre, tüketicilerin satın alma tercihlerini etkileyen başlıca faktörlerin kargo ile ilgili olduğunu söyledi.

TÜSİAD’ın ‘Dijitalleşen dünyada ekonominin itici gücü: E-ticaret’ raporuna göre, online alışveriş yapan tüketicilerin kendilerine sunulan en cazip değer teklifinin ücretsiz teslimat olduğunu söyleyen Istı şunları söyledi: “Dünyanın en büyük e-ticaret platformlarından Amazon’un müşterileri arasında gerçekleştirdiği bir araştırma da bunu doğruluyor. 2016’nın son çeyreğini kapsayan verilere göre, Amazon müşterileri, kendilerini satın almaya teşvik eden faktörlerde ilk sırada yüzde 63’le ücretsiz teslimatın geldiğini söylüyor. Sonraki gün teslimat seçeneği de kargo ile ilgili öncelikli faktörlerden bir diğeri olarak dikkat çekiyor” dedi.

Kargo ile ilgili konular tüketiciler için bu denli önemliyken, ister mağaza, ister online olsun tüketicilerin temel ihtiyaçlarını anlamak ve bu doğrultuda çözüm üretmek markalar için en önemli noktayı oluşturuyor” diye konuşan Caner Istı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye gibi alışverişin sosyal hayatın bir parçası olduğu ülkelerde Click & Collect ve benzeri online ve offline’ı birleştiren teslimat modellerinin başarıya ulaşma olasılığı son derece yüksek. Online siparişlerin markanın fiziksel mağazasından teslim alınmasını sağlayan Click & Collect yöntemini tercih eden tüketicilerin önemli bir kısmı, ürünü alırken mağaza içinde de ayrıca harcama yapıyor.”

Istı’nın verdiği bilgilere göre, Click & Collect ile birlikte gelen, kullanıcıların ürünlerini hafta sonu da dahil istedikleri zaman istedikleri mağazadan, kasada sıra beklemek zorunda kalmadan teslim alabilmeleri, mağazada anında iade edebilmeleri gibi olanaklar kesintisiz müşteri deneyimini de artırıyor. Click & Collect’ten elde edilen veriler sayesinde, markalar mağazalarında hangi ürünlerden, ne sıklıkta stok bulundurulacağına da karar verebiliyorlar.

Positive hakkında:

Positive, markaların dijitalleşme süreçlerini en üst seviyeye çıkartan özelleştirilmiş kullanıcı deneyimi odaklı teknolojik ve inovatif çözümler geliştirmek amacıyla 2005 yılında kuruldu. Dostlukları üniversite yıllarına dek uzanan Caner Istı ve Eren Dedeoğlu tarafından kurulan Positive, tamamı sektör profesyonelleri, kullanıcı deneyimi uzmanları ve mühendislerden oluşan ekibi ile geride bıraktığı 12 yılda, aralarında Altın Örümcek, WebAwards, W3 Awards ve Davey Awards gibi prestijli ödüllerin de bulunduğu 50’yi aşkın UI/UX ödülüne layık görüldü.

Positive, başta perakende olmak üzere, hizmet verdiği farklı sektörlerdeki uzmanlığı ile merkezinde kullanıcı deneyimi ve çoklu kanal yaklaşımının bulunduğu çözümler sunarak markaların dijital ekonomiden en verimli şekilde yararlanmasını sağlıyor. Dijitalleşme sürecinde markaların karşılaşacağı en zor problemler için bile, uzman danışmanları ile süreçleri tasarlıyor, E-ticaret ve omni-channel platformları ve özelleştirilmiş mobil & responsive & web uygulamaları geliştiriyor. Kurulduğundan bu yana mükemmel kullanıcı deneyimini sağlama tutkusuyla, veriye ve araştırmaya dayalı tasarım yeteneğiyle fark yaratan Positive, online ve offline dünyalar için uygulanabilir arayüzler yaratıyor.

Tüm dünyada yaşanan dijital dönüşüm ve e-iş çözümlerindeki gelişmeleri yakında takip eden Positive, iş teknolojileri ve inovatif çözümler uzmanı olarak markalara değer katan projeler geliştirmeye devam edecek. Bir sonraki dijital dalgada da iş zekası ve istatiksel davranış çözümlerine odaklanacak.



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2uByuO3
via IFTTT

UPS ÇALIŞMASI, E-TİCARETİN ENDÜSTRİYEL DAĞITIMI AKSATTIĞINI ORTAYA KOYDU Endüstriyel dağıtımcılar, hayatta kalabilmek için iş modelleri hakkında yeniden düşünmeli Avrupa, ABD ve Çin’deki endüstriyel alıcılar hakkında yapılan son UPS (NYSE: UPS) araştırması, online ticaretin endüstriyel satın alımı aksattığının kanıtlarını ortaya koyuyor. Doğrudan imalatçıdan ve sanal pazardan satın almanın yükselişiyle beraber, Avrupa’daki endüstriyel değer zinciri değişim geçiriyor ve geleneksel dağıtımcılar pazar payını koruma konusunda kendilerini baskı altında hissediyor. Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere’de satın alma profesyonelleriyle yapılan oylamayı temel alan UPS 2017 Endüstriyel Satın Alma Dinamikleri Çalışması, 2017’de endüstriyel alıcıların %90’dan fazlasının doğrudan imalatçılardan satın alım yaptığını gösteriyor. Bu oran, UPS’in bu alıcılarla 2015’te yürüttüğü son araştırmadan bu yana %27 artış anlamına geliyor. Çalışma, alıcıların bütçelerinin daha büyük kısmını imalatçılarla harcamakta olduklarını da gösteriyor; doğrudan imalatçıdan satış, şu anda Avrupa’da müşteri harcamasının %44’üne denk geliyor. UPS Avrupa Pazarlama Başkan Yardımcısı Abhijit Saha, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “2017 yılında endüstriyel satın alımın hikâyesi, bir bozulmanın hikâyesidir; doğrudan ve online ticaret modelleri, eski ve yerleşik alıcı-dağıtıcı ilişkilerinin yerini alıyor. İster doğrudan imalatçıdan ister sanal pazarlardan satın alınsın, geleneksel aracılar her yerde baskı altında. Çevrimiçi bilgi ve işlem kabiliyeti, bu değişimin başlıca etkenleri arasında.” Endüstriyel satıcılar bu değişen talebi nasıl yakalayabilir? UPS çalışmasına göre en büyük faktör, satış sonrası hizmetlerin gelişmesi. Endüstriyel alıcıların %86’sının – 2015 yılından bu yana %8 artışla – tedarikçilerinden satış sonrası hizmet beklentisi arttı. Etkin bir iade süreci en önemli satış sonrası hizmetken, alıcılar daha kapsamlı bir hizmet yelpazesi de bekliyorlar. Çalışmaya katılanların %70’ine göre en önemli hizmetler ise yerinde bakım ve onarım. Aslında, satış sonrası hizmetler tedarikçilerin kârlılıklarını ve müşteri sadakatini artırmalarına yardımcı oluyor; katılımcıların %55’i, satış sonrası hizmetler nedeniyle tedarikçilerini değiştirmeye niyetli olduklarını dile getiriyor. Alıcılar ayrıca daha hızlı teslimat bekliyorlar. Beş alıcıdan ikisi, endüstriyel siparişlerinin en az çeyreklik kısmının aynı gün teslim edilmesi gerektiğini söylüyor ve %60’ı tüm siparişlerinin genellikle 48 saat içinde veya daha az bir zamanda teslimatına ihtiyaç duyduklarını belirtiyor. Çalışma, tedarikçinin sunduğu hizmetlerin bir parçası olarak sigortanın artan önemini ve yurt dışı satışların arttığını da vurguluyor. Çalışmaya katılan Avrupalı alıcıların yarısı, daha iyi sigorta seçeneği sunan tedarikçilere geçeceklerini söyledi. Sınır ötesi satışlara ilişkin olarak çalışma, katılımcıların %33’ünün ürünlerini yurt dışı pazarlardan, özellikle de diğer Avrupa ülkelerinden tedarik ettiklerini gösteriyor. ABD ve Çin, alıcılar için sonraki en önemli kaynaklar arasında. Abhijit Saha şu yorumda bulundu: “Endüstriyel dağıtımın değişen modellerinin farkına varan şirketler, müşterilerini ellerinde tutacak ve yeni pazarlara doğru genişleyecek. Bu da kullanıcı dostu satış kanalları sunmak, tedarik zincirlerine yatırım yapmak ve satış sonrası hizmetlerin önemini dikkate almak anlamına geliyor.” UPS Endüstriyel Satın Alma Dinamikleri Çalışması Hakkında UPS Endüstriyel Satın Alma Dinamikleri Çalışması, endüstriyel alıcılar ve tedarikçiler arasındaki ilişkiler üzerine yürütülen ayrıntılı birkaç çalışmadan biridir. Bağımsız piyasa araştırma şirketi Kantar TNS, Avrupa’nın en büyük dört pazarında (Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere) 800, ABD’de 1500 ve Çin’de 200 satın alma profesyoneliyle görüştü. Çalışma, satın alanların veya endüstriyel gereçlerin satın alınmasını etkileyenlerin kararlarına yön veren unsurlara ilişkin bir anlayış sunuyor. Çalışma ayrıca alıcıların tedarikçileri nasıl tanımladığı, mevcut tedarikçileriyle memnuniyet düzeyleri ve gelişmiş hizmet ve değer arayışıyla tedarikçilerini değiştirme eğilimleri hakkında içgörüler de içeriyor.

Endüstriyel dağıtımcılar, hayatta kalabilmek için iş modelleri hakkında yeniden düşünmeli

Avrupa, ABD ve Çin’deki endüstriyel alıcılar hakkında yapılan son UPS (NYSE: UPS) araştırması, online ticaretin endüstriyel satın alımı aksattığının kanıtlarını ortaya koyuyor. Doğrudan imalatçıdan ve sanal pazardan satın almanın yükselişiyle beraber, Avrupa’daki endüstriyel değer zinciri değişim geçiriyor ve geleneksel dağıtımcılar pazar payını koruma konusunda kendilerini baskı altında hissediyor.

Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere’de satın alma profesyonelleriyle yapılan oylamayı temel alan UPS 2017 Endüstriyel Satın Alma Dinamikleri Çalışması, 2017’de endüstriyel alıcıların %90’dan fazlasının doğrudan imalatçılardan satın alım yaptığını gösteriyor. Bu oran, UPS’in bu alıcılarla 2015’te yürüttüğü son araştırmadan bu yana %27 artış anlamına geliyor. Çalışma, alıcıların bütçelerinin daha büyük kısmını imalatçılarla harcamakta olduklarını da gösteriyor; doğrudan imalatçıdan satış, şu anda Avrupa’da müşteri harcamasının %44’üne denk geliyor.

UPS Avrupa Pazarlama Başkan Yardımcısı Abhijit Saha, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “2017 yılında endüstriyel satın alımın hikâyesi, bir bozulmanın hikâyesidir; doğrudan ve online ticaret modelleri, eski ve yerleşik alıcı-dağıtıcı ilişkilerinin yerini alıyor. İster doğrudan imalatçıdan ister sanal pazarlardan satın alınsın, geleneksel aracılar her yerde baskı altında. Çevrimiçi bilgi ve işlem kabiliyeti, bu değişimin başlıca etkenleri arasında.”

Endüstriyel satıcılar bu değişen talebi nasıl yakalayabilir? UPS çalışmasına göre en büyük faktör, satış sonrası hizmetlerin gelişmesi. Endüstriyel alıcıların %86’sının – 2015 yılından bu yana %8 artışla – tedarikçilerinden satış sonrası hizmet beklentisi arttı. Etkin bir iade süreci en önemli satış sonrası hizmetken, alıcılar daha kapsamlı bir hizmet yelpazesi de bekliyorlar. Çalışmaya katılanların %70’ine göre en önemli hizmetler ise yerinde bakım ve onarım. Aslında, satış sonrası hizmetler tedarikçilerin kârlılıklarını ve müşteri sadakatini artırmalarına yardımcı oluyor; katılımcıların %55’i, satış sonrası hizmetler nedeniyle tedarikçilerini değiştirmeye niyetli olduklarını dile getiriyor.

Alıcılar ayrıca daha hızlı teslimat bekliyorlar. Beş alıcıdan ikisi, endüstriyel siparişlerinin en az çeyreklik kısmının aynı gün teslim edilmesi gerektiğini söylüyor ve %60’ı tüm siparişlerinin genellikle 48 saat içinde veya daha az bir zamanda teslimatına ihtiyaç duyduklarını belirtiyor.

Çalışma, tedarikçinin sunduğu hizmetlerin bir parçası olarak sigortanın artan önemini ve yurt dışı satışların arttığını da vurguluyor. Çalışmaya katılan Avrupalı alıcıların yarısı, daha iyi sigorta seçeneği sunan tedarikçilere geçeceklerini söyledi. Sınır ötesi satışlara ilişkin olarak çalışma, katılımcıların %33’ünün ürünlerini yurt dışı pazarlardan, özellikle de diğer Avrupa ülkelerinden tedarik ettiklerini gösteriyor. ABD ve Çin, alıcılar için sonraki en önemli kaynaklar arasında.

Abhijit Saha şu yorumda bulundu: “Endüstriyel dağıtımın değişen modellerinin farkına varan şirketler, müşterilerini ellerinde tutacak ve yeni pazarlara doğru genişleyecek. Bu da kullanıcı dostu satış kanalları sunmak, tedarik zincirlerine yatırım yapmak ve satış sonrası hizmetlerin önemini dikkate almak anlamına geliyor.”

UPS Endüstriyel Satın Alma Dinamikleri Çalışması Hakkında

UPS Endüstriyel Satın Alma Dinamikleri Çalışması, endüstriyel alıcılar ve tedarikçiler arasındaki ilişkiler üzerine yürütülen ayrıntılı birkaç çalışmadan biridir. Bağımsız piyasa araştırma şirketi Kantar TNS, Avrupa’nın en büyük dört pazarında (Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere) 800, ABD’de 1500 ve Çin’de 200 satın alma profesyoneliyle görüştü. Çalışma, satın alanların veya endüstriyel gereçlerin satın alınmasını etkileyenlerin kararlarına yön veren unsurlara ilişkin bir anlayış sunuyor. Çalışma ayrıca alıcıların tedarikçileri nasıl tanımladığı, mevcut tedarikçileriyle memnuniyet düzeyleri ve gelişmiş hizmet ve değer arayışıyla tedarikçilerini değiştirme eğilimleri hakkında içgörüler de içeriyor.



from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2tT4fED
via IFTTT