havacılık haberleri, havayolu şirketleri ve sivil havacılık ile ilgili meraklarınızı gidermeye, bilgilerinizi güncellemeye davet ediyoruz.
17 Nisan 2017 Pazartesi
“İstanbul Yeni Havalimanı havacılık sektörü için kazanım”
“İstanbul Yeni Havalimanı havacılık sektörü için kazanım” Lufthansa Türkiye Genel Müdürü Geçer, İstanbul Yeni Havalimanı’na ilişkin, “Havacılık sektörü için çok büyük bir kazanım yaratacak. Bu havalimanı, havayolu şirketleri için bir avantaj olacak.” dedi. Lufthansa Türkiye Genel Müdürü Kemal Geçer, dünyanın en büyük havacılık grubu olan Lufthansa’nın Türkiye’de de en fazla uçuş yapan yabancı şirket olduğunu söyledi. Dünyanın en büyük havalimanı projesi olan İstanbul Yeni Havalimanı‘na ilişkin Geçer, şunları söyledi: “İnşaatı gezerek projeyi inceleme fırsatı buldum. Devasa, muazzam bir çalışma var. Binlerce insan aynı anda çalışıyor ve çok hızlı ilerliyor. Açıkçası o hummalı çalışmadan etkilendim. Türkiye için çok iyi bir proje olacak. Havacılık sektörü için çok büyük bir kazanım yaratacak. Yolcular için coğrafi konum avantajı ve konfor sunması önemli. Bu havalimanı, havayolu şirketleri için bir avantaj olacak. Türkiye için çok iyi bir proje olacak.” Geçer, Lufthansa uçuşlarının mevcut haliyle yeni havalimanına taşınacağını, yeni sefer konup konmayacağının ise talep artışına göre belli olacağını dile getirdi. Yeni havalimanının büyük gövdeli çift katlı uçakların inmesi için de uygun olmasının önemine dikkati çeken Geçer, “Lufthansa’da uçak tipleri uçuş saatlerine göre hesaplanıyor. Belli bir saat uçuşun üzerine çıkıldığı zaman geniş gövdeli uçak koyuyoruz. Talep olduğu zaman da olabilir. Örneğin bu sene yazın İstanbul-Frankfurt uçuşlarında A320 yerine belli tarihlerde A321 veya A330 dediğimiz geniş gövdeli uçağı koymayı düşünüyoruz. Bu bir arz talep meselesidir.” şeklinde konuştu. “Yeni havalimanının rakibi Almanya’daki havalimanları mı?” sorusu üzerine Geçer, Lufthansa olarak konuya “nerede yeni bir havalimanı açılırsa yeni bir iş fırsatı yaratır” düşüncesiyle baktıklarını, İstanbul’daki havalimanının da şirkete yeni fırsatlar sunacağına inandıklarını kaydetti. Kaynak:AA
Lufthansa Türkiye Genel Müdürü Geçer, İstanbul Yeni Havalimanı’na ilişkin, “Havacılık sektörü için çok büyük bir kazanım yaratacak. Bu havalimanı, havayolu şirketleri için bir avantaj olacak.” dedi.
Lufthansa Türkiye Genel Müdürü Kemal Geçer, dünyanın en büyük havacılık grubu olan Lufthansa’nın Türkiye’de de en fazla uçuş yapan yabancı şirket olduğunu söyledi.
Dünyanın en büyük havalimanı projesi olan İstanbul Yeni Havalimanı‘na ilişkin Geçer, şunları söyledi:
“İnşaatı gezerek projeyi inceleme fırsatı buldum. Devasa, muazzam bir çalışma var. Binlerce insan aynı anda çalışıyor ve çok hızlı ilerliyor. Açıkçası o hummalı çalışmadan etkilendim. Türkiye için çok iyi bir proje olacak. Havacılık sektörü için çok büyük bir kazanım yaratacak. Yolcular için coğrafi konum avantajı ve konfor sunması önemli. Bu havalimanı, havayolu şirketleri için bir avantaj olacak. Türkiye için çok iyi bir proje olacak.”
Geçer, Lufthansa uçuşlarının mevcut haliyle yeni havalimanına taşınacağını, yeni sefer konup konmayacağının ise talep artışına göre belli olacağını dile getirdi.
Yeni havalimanının büyük gövdeli çift katlı uçakların inmesi için de uygun olmasının önemine dikkati çeken Geçer, “Lufthansa’da uçak tipleri uçuş saatlerine göre hesaplanıyor. Belli bir saat uçuşun üzerine çıkıldığı zaman geniş gövdeli uçak koyuyoruz. Talep olduğu zaman da olabilir. Örneğin bu sene yazın İstanbul-Frankfurt uçuşlarında A320 yerine belli tarihlerde A321 veya A330 dediğimiz geniş gövdeli uçağı koymayı düşünüyoruz. Bu bir arz talep meselesidir.” şeklinde konuştu.
“Yeni havalimanının rakibi Almanya’daki havalimanları mı?” sorusu üzerine Geçer, Lufthansa olarak konuya “nerede yeni bir havalimanı açılırsa yeni bir iş fırsatı yaratır” düşüncesiyle baktıklarını, İstanbul’daki havalimanının da şirkete yeni fırsatlar sunacağına inandıklarını kaydetti.
Kaynak:AA
from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2ppcdDb
via IFTTT
TARIMSAL ÜRETİM YENİ ADRESLERİNE TAŞINIYOR
TARIMSAL ÜRETİM YENİ ADRESLERİNE TAŞINIYOR İklim olaylarına ve toprak yapısına bağlı tarım anlayışı tedavülden kalkmak üzere. Tarımın zaman tünelindeki son gelişmelerle birlikte uzay boşluğu, su altı veya çöl gibi sıra dışı alanlarda minimum kaynakla üretim yapabilmek artık hayal değil! Aylık Tarım ve Kültür Dergisi tarlasera Nisan sayısında sizi tarımın yeni adreslerine konuk ediyor. Tarımsal üretimde en yeni trend; tarımın yönünün daha önce ürün yetiştirmenin imkansız olarak görüldüğü alanlara çevrilmesi. Tarıma elverişli olmayan alanlar olarak tabir edilen uzay, çöller, su altı ve yüzeyi artık tarım profesyonellerinin yakın merceğinde. Aylık Tarım ve Kültür Dergisi tarlasera Nisan sayısında tarımın yeni adreslerini mercek altına aldı. Tarımın uzay macerası Tarımın en yeni adreslerinden birini bilim kurgu filmlerinin değişmez teması olan uzay oluşturuyor. Tarımsal açıdan hiçbir koşulun yerine getirilemediği bu yeni dünyada doğal olarak bitkileri yetiştirmek için farklı yöntemlere ihtiyaç duyuluyor. Bu yüzden mühendislik, tıp, uzay biyolojisi ve tarımsal teknolojiler “Uzayda tarım nasıl yapılır?” sorusunun cevabını birlikte arıyor. Çalışmalar 1960’lı yıllardan bu yana devam ediyor olsa da, asıl sıçrama noktasını 2000 yılından beri alçak dünya yörüngesinde hizmet veren Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki (UUİ) deneyler oluşturuyor. Dünya’nın yaklaşık 400 km yukarısında yörünge izleyen bu istasyonun tarımsal alandaki hedefi, bitkileri yapay ışık altında ve kapalı mekanlar içerisinde yetiştirebilmek. Bu amaca yönelik olarak özel bitki yetiştirme ortamları geliştirilmiş ve uzay koşulları ile yer testleri tamamlanmış durumda. Bunun yanında bitkiler üzerinde yer çekimsizliğin neden olduğu olumsuz etkilerin de bazı hormonlar ile azaltılabileceği tespit edildi. Yani yakın gelecekte uzaydan gelen yiyecekler sofralarda yerini alabilir. Toprak yoksa deniz var Tarımın yeni ikametgahlarından bir diğeri ise su altı! En sıra dışı alternatiflerden biri olan su altı tarımı; bitkiler için sulamaya gerek duyulmayan, don, dolu ve sıcaklık farkları gibi iklimsel olaylardan etkilenmeyen bir ortam sağlıyor. İtalyan’da hayata geçirilen “Nemo’nun Bahçesi” projesi bu anlamda büyük öneme sahip. Kendi kendine yetebilen bir ekosistemin oluşturduğu bu seralarda, tarım ürünleri herhangi bir bitki besleme ya da koruma ürünü almadan hidroponik sistemle yetiştiriliyor. Toprağın kullanılmadığı bu yeni tarım deneyiminde zararlı böcekler ya da yabancı otlarla da karşılaşılmıyor. Bugüne dek fesleğen, kabak, çilek, fasulye ve marul gibi 30’u aşkın bitkinin başarıyla yetiştirildiği su altı tarlalarının en ilgi çeken yanlarından biri de enerji ihtiyacının yalnızca güneş panelleri ve rüzgar türbinleriyle karşılanması. Suyun altı olduğu kadar yüzeyi de tarım ürünleri için uygun lokasyonlardan. Yüzen tarlalar ya da yüzen seralar olarak adlandırılan yeni sistemler, tarım alanları sınırlı olan tüm ülkelerin gündeminde. Yüzen tarlaların tasarımında öne çıkan trendler ise yatay ve dikey olmak üzere ikiye ayrılıyor. Dikey tarlalar için oluşturulan tasarımda; alandan tasarruf edebilen ve en fazla güneş ışığı yakalayabilen dikey tarlalar, üzerlerindeki sensörler vasıtasıyla da bitki gelişimi için gerekli olan unsurları doğru bir şekilde belirleyip verimi arttırabiliyor. Okyanus üzerinde yüzen ve güneş panelleri ile enerji ihtiyacını karşılayan yatay tarlalar ise, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak ekonomik açıdan düşük giderlerle gıda ihtiyacını karşılamayı vadediyor. Topraksız tarımla çevre dostu bir üretimin gerçekleştirileceği yüzen tarlaların alt katında ise balık çiftliklerinin oluşturulması hedefleniyor. Teknoloji çöle taşındı Teknolojinin imkansızı mümkün kıldığı alanlardan biri de çöller. Çölde tarımın önemli örneklerinden birinin görüldüğü Kuzey Etiyopya’da kurulan yeni nesil seralar, gün içerisinde havadaki nem ve çiğleri topluyor ve suya çeviriyor. Ayrıca seraların üst bölgesine sıcak hava depolanıyor. Gece olduğunda ise soğuyan hava ile birlikte seranın bacası açılıyor ve soğuk havanın bacadan içeri nem vermesi sağlanıyor. Böylece yapının altına ekilen ürünler kolayca sulanabiliyor. Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ışığında ne değişen hava şartları ne de toprak kayıpları tarım için engel teşkil ediyor. Uzaydan su altına, denizlerden çöllere kadar birçok alan artık tarım için elverişli koşullara sahip. Görünen o ki teknolojinin tarımla dansı geleceğe umut veriyor.
İklim olaylarına ve toprak yapısına bağlı tarım anlayışı tedavülden kalkmak üzere. Tarımın zaman tünelindeki son gelişmelerle birlikte uzay boşluğu, su altı veya çöl gibi sıra dışı alanlarda minimum kaynakla üretim yapabilmek artık hayal değil! Aylık Tarım ve Kültür Dergisi tarlasera Nisan sayısında sizi tarımın yeni adreslerine konuk ediyor.
Tarımsal üretimde en yeni trend; tarımın yönünün daha önce ürün yetiştirmenin imkansız olarak görüldüğü alanlara çevrilmesi. Tarıma elverişli olmayan alanlar olarak tabir edilen uzay, çöller, su altı ve yüzeyi artık tarım profesyonellerinin yakın merceğinde. Aylık Tarım ve Kültür Dergisi tarlasera Nisan sayısında tarımın yeni adreslerini mercek altına aldı.
Tarımın uzay macerası
Tarımın en yeni adreslerinden birini bilim kurgu filmlerinin değişmez teması olan uzay oluşturuyor. Tarımsal açıdan hiçbir koşulun yerine getirilemediği bu yeni dünyada doğal olarak bitkileri yetiştirmek için farklı yöntemlere ihtiyaç duyuluyor. Bu yüzden mühendislik, tıp, uzay biyolojisi ve tarımsal teknolojiler “Uzayda tarım nasıl yapılır?” sorusunun cevabını birlikte arıyor. Çalışmalar 1960’lı yıllardan bu yana devam ediyor olsa da, asıl sıçrama noktasını 2000 yılından beri alçak dünya yörüngesinde hizmet veren Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki (UUİ) deneyler oluşturuyor. Dünya’nın yaklaşık 400 km yukarısında yörünge izleyen bu istasyonun tarımsal alandaki hedefi, bitkileri yapay ışık altında ve kapalı mekanlar içerisinde yetiştirebilmek. Bu amaca yönelik olarak özel bitki yetiştirme ortamları geliştirilmiş ve uzay koşulları ile yer testleri tamamlanmış durumda. Bunun yanında bitkiler üzerinde yer çekimsizliğin neden olduğu olumsuz etkilerin de bazı hormonlar ile azaltılabileceği tespit edildi. Yani yakın gelecekte uzaydan gelen yiyecekler sofralarda yerini alabilir.
Toprak yoksa deniz var
Tarımın yeni ikametgahlarından bir diğeri ise su altı! En sıra dışı alternatiflerden biri olan su altı tarımı; bitkiler için sulamaya gerek duyulmayan, don, dolu ve sıcaklık farkları gibi iklimsel olaylardan etkilenmeyen bir ortam sağlıyor. İtalyan’da hayata geçirilen “Nemo’nun Bahçesi” projesi bu anlamda büyük öneme sahip. Kendi kendine yetebilen bir ekosistemin oluşturduğu bu seralarda, tarım ürünleri herhangi bir bitki besleme ya da koruma ürünü almadan hidroponik sistemle yetiştiriliyor. Toprağın kullanılmadığı bu yeni tarım deneyiminde zararlı böcekler ya da yabancı otlarla da karşılaşılmıyor. Bugüne dek fesleğen, kabak, çilek, fasulye ve marul gibi 30’u aşkın bitkinin başarıyla yetiştirildiği su altı tarlalarının en ilgi çeken yanlarından biri de enerji ihtiyacının yalnızca güneş panelleri ve rüzgar türbinleriyle karşılanması.
Suyun altı olduğu kadar yüzeyi de tarım ürünleri için uygun lokasyonlardan. Yüzen tarlalar ya da yüzen seralar olarak adlandırılan yeni sistemler, tarım alanları sınırlı olan tüm ülkelerin gündeminde. Yüzen tarlaların tasarımında öne çıkan trendler ise yatay ve dikey olmak üzere ikiye ayrılıyor. Dikey tarlalar için oluşturulan tasarımda; alandan tasarruf edebilen ve en fazla güneş ışığı yakalayabilen dikey tarlalar, üzerlerindeki sensörler vasıtasıyla da bitki gelişimi için gerekli olan unsurları doğru bir şekilde belirleyip verimi arttırabiliyor. Okyanus üzerinde yüzen ve güneş panelleri ile enerji ihtiyacını karşılayan yatay tarlalar ise, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak ekonomik açıdan düşük giderlerle gıda ihtiyacını karşılamayı vadediyor. Topraksız tarımla çevre dostu bir üretimin gerçekleştirileceği yüzen tarlaların alt katında ise balık çiftliklerinin oluşturulması hedefleniyor.
Teknoloji çöle taşındı
Teknolojinin imkansızı mümkün kıldığı alanlardan biri de çöller. Çölde tarımın önemli örneklerinden birinin görüldüğü Kuzey Etiyopya’da kurulan yeni nesil seralar, gün içerisinde havadaki nem ve çiğleri topluyor ve suya çeviriyor. Ayrıca seraların üst bölgesine sıcak hava depolanıyor. Gece olduğunda ise soğuyan hava ile birlikte seranın bacası açılıyor ve soğuk havanın bacadan içeri nem vermesi sağlanıyor. Böylece yapının altına ekilen ürünler kolayca sulanabiliyor.
Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ışığında ne değişen hava şartları ne de toprak kayıpları tarım için engel teşkil ediyor. Uzaydan su altına, denizlerden çöllere kadar birçok alan artık tarım için elverişli koşullara sahip. Görünen o ki teknolojinin tarımla dansı geleceğe umut veriyor.
from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2ppopnv
via IFTTT
AKILLI ŞEBEKE VE ŞEHİR UYGULAMALARI GÖRÜCÜYE ÇIKIYOR
AKILLI ŞEBEKE VE ŞEHİR UYGULAMALARI GÖRÜCÜYE ÇIKIYOR AKILLI ŞEBEKE VE ŞEHİR UYGULAMALARI GÖRÜCÜYE ÇIKIYOR En zengin kaynaklara sahip ülkeler için bile “enerji verimliliği ve çevresel etki uyumu” ana gündemi oluştururken “Bağımsız Enerji, Güçlü Türkiye” hedefine kitlenen Türkiye, uluslararası bir zirveye hazırlanıyor. Dünya Enerji Birliği (IEEE-PES) tarafından desteklenen enerji alanında ülkedeki tek organizasyon olma özelliğine sahip 5.Uluslararası İstanbul Akıllı Şebekeler ve Şehirler Kongre ve Fuarı (ICSG 2017), İtalya’nın ülke partnerliğinde 19 – 21 Nisan tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi’nde kapılarını açacak. 30 farklı ülkeden heyetlerin katılacağı zirvede insan odaklı akıllı şebeke ve akıllı şehir uygulamaları sergilenecek. Elektrik iletimi ve dağıtımında klasik şebeke sisteminden “Akıllı Şebeke” sistemine geçiş için önümüzdeki 5 yıllık süreçte 30 milyar TL’lik bütçe planlayan, aynı zamanda Gaziantep, Karaman ve Konya’yı pilot kentler seçerek yakın gelecekte insan odaklı “Akıllı Şehir”ler yaratmayı hedefleyen Türkiye için ICSG İstanbul 2017 büyük önem taşıyor. ÖNEMLİ KATILIMCILAR Akıllı şebekeler ve akıllı şehirler konularını tüm boyutları ile uluslararası düzeyde gündeme taşıyan ICSG İstanbul 2017, ulusal ve uluslararası düzeyde çok önemli isimlere ev sahipliği yapacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. Berat Albayrak, Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Dr. Faruk Özlü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Dr.Kadir Topbaş, ELDER Başkanı ve IC Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serhat Çeçen ve AKSA Doğal Gaz Dağıtım A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Arslan zirveye Türkiye’den katılacak önemli isimlerin başında geliyor. Dünya Enerji Birliği Enerji Kurulu Başkanı Dr. Shay Bahramirad, Dünya Enerji Birliği Başkanı Prof. Dr. Saifur Rahman, Global Akıllı Şebekeler Federasyonu Başkanı Reji Kumar Pillai, İtalya Büyükelçisi Luigi Mattiolo, İsrail Enerji Vakfı (ISEA) Başkanı Amos Lasker ve ABD Illinois Teknoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Mohammad Sahahidehpour uluslararası katılımcılar arasında yer alıyor. Katılımcı Firmaların Standlarında; AB’den 5 Milyon Euro yatırım desteği alan Eskişehir Tepebaşı “Akıllı Şehir” projesi, ‘Engelsiz Şehir’ kapsamında görme engellilerin belediye otobüsü kullanımını sağlayan “Hayal Ortağım Uygulaması” Enerji kaybını yüzde 60 oranında engelleyen “Akıllı Şehir Aydınlatma Sistemi”, Rüzgar ve güneş enerjisiyle çalışan hibrid aydınlatma sistemleri, Tüketim, üretim, kaçak elektrik kullanımı ve arızaları gösteren “Akıllı Şebeke” uygulamaları, Akıllı elektrik, su ve doğalgaz sayaçları, Haberleşme ve siber güvenlik çözümleri izlenebilir.
AKILLI ŞEBEKE VE ŞEHİR UYGULAMALARI GÖRÜCÜYE ÇIKIYOR
En zengin kaynaklara sahip ülkeler için bile “enerji verimliliği ve çevresel etki uyumu” ana gündemi oluştururken “Bağımsız Enerji, Güçlü Türkiye” hedefine kitlenen Türkiye, uluslararası bir zirveye hazırlanıyor. Dünya Enerji Birliği (IEEE-PES) tarafından desteklenen enerji alanında ülkedeki tek organizasyon olma özelliğine sahip 5.Uluslararası İstanbul Akıllı Şebekeler ve Şehirler Kongre ve Fuarı (ICSG 2017), İtalya’nın ülke partnerliğinde 19 – 21 Nisan tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi’nde kapılarını açacak. 30 farklı ülkeden heyetlerin katılacağı zirvede insan odaklı akıllı şebeke ve akıllı şehir uygulamaları sergilenecek.
Elektrik iletimi ve dağıtımında klasik şebeke sisteminden “Akıllı Şebeke” sistemine geçiş için önümüzdeki 5 yıllık süreçte 30 milyar TL’lik bütçe planlayan, aynı zamanda Gaziantep, Karaman ve Konya’yı pilot kentler seçerek yakın gelecekte insan odaklı “Akıllı Şehir”ler yaratmayı hedefleyen Türkiye için ICSG İstanbul 2017 büyük önem taşıyor.
ÖNEMLİ KATILIMCILAR
Akıllı şebekeler ve akıllı şehirler konularını tüm boyutları ile uluslararası düzeyde gündeme taşıyan ICSG İstanbul 2017, ulusal ve uluslararası düzeyde çok önemli isimlere ev sahipliği yapacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. Berat Albayrak, Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Dr. Faruk Özlü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Dr.Kadir Topbaş, ELDER Başkanı ve IC Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serhat Çeçen ve AKSA Doğal Gaz Dağıtım A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Arslan zirveye Türkiye’den katılacak önemli isimlerin başında geliyor. Dünya Enerji Birliği Enerji Kurulu Başkanı Dr. Shay Bahramirad, Dünya Enerji Birliği Başkanı Prof. Dr. Saifur Rahman, Global Akıllı Şebekeler Federasyonu Başkanı Reji Kumar Pillai, İtalya Büyükelçisi Luigi Mattiolo, İsrail Enerji Vakfı (ISEA) Başkanı Amos Lasker ve ABD Illinois Teknoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Mohammad Sahahidehpour uluslararası katılımcılar arasında yer alıyor.
Katılımcı Firmaların Standlarında;
AB’den 5 Milyon Euro yatırım desteği alan Eskişehir Tepebaşı “Akıllı Şehir” projesi,
‘Engelsiz Şehir’ kapsamında görme engellilerin belediye otobüsü kullanımını sağlayan “Hayal Ortağım Uygulaması”
Enerji kaybını yüzde 60 oranında engelleyen “Akıllı Şehir Aydınlatma Sistemi”,
Rüzgar ve güneş enerjisiyle çalışan hibrid aydınlatma sistemleri,
Tüketim, üretim, kaçak elektrik kullanımı ve arızaları gösteren “Akıllı Şebeke” uygulamaları,
Akıllı elektrik, su ve doğalgaz sayaçları,
Haberleşme ve siber güvenlik çözümleri izlenebilir.
from Aeroportist I Güncel Havacılık Haberleri http://ift.tt/2oFcyQZ
via IFTTT